• Ana Sayfa
  • Hakkımda
  • Abonelik
  • Kitaplık
  • Bağlantılar
  • İletişim

Balıkçı ile yaşlı iş adamının öyküsü

19 04 2008

byia.jpg

Bu güne kadar iş yaşamı hakkında duyduğum en şaşırtıcı öykülerden biri “Balıkçının öyküsü”dür. Basit bir hikayedir, sonu çok basittir ama o basitlik, amaç ve araç hakkında çok şey anlatır insana, şaşıp kalırsınız. Gelelim bu güzel öyküye. Öyküyü duyduğum şekilde aktaramasam da olabildiğince anladığım şekilde aktaracağım.

Bir zamanlar küçük bir sahil kasabasında, mutlu mesut yaşayıp giden, otuzuna merdiven dayamış, bir balıkçı varmış. Hergün sabah kalkar, kayığına atlar, denize açılır, öğlen güneşi tepeye çıkana kadar balık avlar, öğlen güneşi tepeye varmak üzereyken limana gelir, topladığı balıkları, hemen orada yapılan mezatta satarmış. Balıklardan kazandığıyla, ailesi ile birlikte mutlu yaşayıp gidermiş balıkçı.

Derken günlerden bir gün tam da mezat sırasında, iyi giyimli yaşlı bir bey balıkçının yanına gelmiş ve balıkların hepsini toptan almak istediğini, misafirlerinin İstanbul’dan geleceğini, onlara ikram edeceğini söylemiş. “Ne kadar istersin hepsine” demiş.

Balıkçı her gün mezatta satabileceği fiyatı söylemiş. Yaşlı ve iyi giyimli adam,

“Nee! Ben İstanbul’da bunun bir porsiyonuna bu parayı veriyorum! Sudan ucuz vallahi” demiş.

“Burada balık çok. O yüzden burada balık bu fiyata. İstanbulu bilemem” demiş balıkçı.

“Sana bir on kağıt versem, bunları eve kadar getirir misin? Gelirken arabayı getirmedim de!”

“Olur” demiş balıkçı ve balık kasasını aldığı gibi ihtiyar adamla yürümeye başlamış. İhtiyar adam büyük bir şirketler topluluğunun sahibiymiş. Şimdi şirketlerini oğluna bırakmış ve kendisini dünyayı dolaşmaya vermiş. Burası dünya turundan sonra uzun yerleşmek istediği ve emekliliğinin keyfini sürmeyi istediği kasabaymış. Yakın zamanda kendine bir motor almayı ve sık sık balığa çıkmayı istiyormuş.

“Demek balık çok burada. Günde kaç saat çalışıyorsun? ”

“Sabah çıkıyorum, öğlene kadar çalışıyorum”

“Öğlene kadar mı?”

“Evet” demiş balıkçı.

“Peki öğleden sonra ne yapıyorsun?” demiş ihtiyar adam.

“Öğleden sonra da, dinleniorum, ailem ve arkadşlarımla zaman geçiriyorum.”

“Tembelik ediyorsun yani” demiş bıyık altından gülerek yaşlı adam.

“Tembellik mi? Yoo..

O sırada, iş adamın evine ulaşmışlar. Bahçeyi geçip evin kapısına gelmişler. Balıkları derin dondurucuya koyup tekrar bahçeye çıkmışlar. Yaşlı adam parayı balıkçıya vermiş. Sonra yaşlı iş adamı bu iyi kalpli balıkçıya bir iyilik yapmaya hatta belki de balıkçıyı zengin bir adam yapmaya karar vermiş.

Eh ne de olsa bu güne kadar yüzlerce adama yüzlerce kere tavsiyelerde bulunmuş, yüzlerce konferansta gözlerinin içine bakan genç öğrencilere ve genç girişimcilere fikirlerini anlatmıştı. Bu balıkçı da artık bunu hak etmiş olmalıydı. Belki de bir gün zengin bir balıkçı olarak karşısına gelecekti ve siz bayım, hayatımı değiştirdiniz diyecekti. Yaşlı iş adamı ise, mağrur bakışlarla, kaderini değiştirdiği yüzlerce zengin kişiye baktığı gibi bakacak, “Ben bir şey yapmadım, sadece kendi potansiyelinin farkına varmanı sağladım diyecekti.

Oysa, yaşam ironik süprizlerle doludur ve hayata kendi penceresinden bakan kişilere bu süprizleri sunmaktan pek ustadır. Yani öykünün sonunda kimin zengin, kimin ise fakir olacağına hayatın kendisi karar verir.

Yaşlı adam, balıkçının parasını verdikten sonra, “Hele şurada bir soluklanalım” demiş bahçedeki kamelyayı göstererek. “Sana anlatmak istediğim bazı şeyler var. Daha çok gençsin ve önünde uzun bir ömür var”

Balıkçı, ihtiyar adamın teklifine şaşırsa da, adamın ses tonundaki yardımseverlikten ve meraktan kamelyaya oturup adamı dinlemeye başlamış.

“Günde kaç kilo balık tutuyorsun” demiş yaşlı adam.

“On veya onbeş kilo” demiş adam.

“Demek tam gün çalışsan otuz kırk kilo balık tutacaksın. Vay canına, burada balık gerçekten çok. Bu ciddi bir rakam.”

“Nasıl yani! Anlamadım” demiş balıkçı.

“Ayda yirmibeş gün balığa çıksan. Yirmibeş çarpı onbeş o da eşittir üçyüz yetmiş beş kilo eder. Bir ayda teknene bir motor alırsın ve tutacağın balık miktarı da iki katına çıkar.”

“İyi de bu ne işime yarayacak ki” demiş balıkçı.

“Sen beni anlamadın galiba. Sonra bir kaç ayda ikinci bir tekne ve motor alırsın. Hatta büyük bir motor alırsın.”

“Peki o kadar motoru kim kullabacak. Bir balıkçıyım ben!” demiş balıkçı şaşkın.

“Demek yavaş yavaş anlamaya başladın. İşte burası çok önemli. Artık patronluğa adım atıyorsun. Bir kaç adamı yayına alacak ve onları çalıştırmaya, diğer tekneleri onlara kullandırmaya ve daha çok balık tutmaya başlayacaksın.”

“İyi de bu kadar balığı ne yapacapım. Onu anlamadım! Burada kimse o kadar çok balığı yemez ki!”

“Üstüne iyilik sağlık. Hiç güleceğim yoktu. Geniş düşüneceksin, ileriye doğru geniş bakacaksın. Şimdi, o balık satışından ayırdığın parayla bir soğuk hava deposu kuracaksın. Belki biraz kredi de alman gerekebilir. Neyse, balıkları orada depolayacak ve anlaştığın bir lojistik firmasıyla balıkları istanbula göndereceksin.”

Balıkçı, yaşlı adamı hayretle dinliyormuş. Ona “Peki sonra ne olacak?” demiş.

“Sonra mı? Gördün mü, her şey kendi kendine oluşuyor. Eğer ipin ucunu yakalarsan ve doğru zamanda doğru hamleyi yaparsan turnayı gözünden vurursun. Deken işleri iyice büyütecek ve daha büyük motorlar alacak ve filonu genişleteceksin. Sadece bu kasabada değil, bu kente iş yapmaya başlayacaksın.

“O zaman o soğuk hava depoları da yetmeyecek. Sonra ne olacak o kadar balık. Helak mı olacak?” demiş balıkçı.

“Bak, her sorun bir fırsat aslında. Sorular, fırsatların kapılarıdır. Yeter ki doğru soruyu sormasını bil. Balık çoğalınca, bir balık işleme fabrikası kuracaksın. Konservesini yapacak, yağını çıkaracak, tüm ülkenin en iyi balık firmasının sahibi bile olabilirsin.”

Balıkçı, kendini koca fabrikanın patronu olarak düşlemiş. Yüzlerce işçi, yüzlerce balık. Yavaş yavaş üzerine bir ağırlık gelmeye başlamış. “İyi de bu benim ne işime yarayacak.

“Çok zengin olacaksın. İşi iyice genişletip tüm ege ve akdenizde bu tesislerden kuracak hatta karedenizde bile bu tesislerden açacaksın. Çok zengin olacaksın, çok ” demiş yaşlı adam. Anlatırken balıkçıyı da hayal ediyor ve onun o halinden keyif alıyormuş. Sanki kendi yükselişi ve şirketinin yükselişi gibiymiş balıkçının durumu.

“Çok zengin olmak ne işime yarayacak? Para her şey demek değil ki!” demiş balıkçı.

“Bak burada haklısın. Para bir süreliğine nefsini idare ediyor ama sonra paraya karşı köreliyorsun. Bu sefer, ün, başarı ve güç giriyor hayatına. Her yerde insanlar önünde iki büklüm oluyor. Bir sürü insan ağzından çıkacak tek kelimeye bakıyor. Her yere davet ediliyorsun. Yüzlerce binlerce iş adamı konferanslarda ağzından çıkcak o sihirli başarı kelimesine odaklanıyor. Gençler üniversitelerde ağzı açık seni dinliyor. Alında bunu sana anlatamam, yaşamak lazım.”

“Peki, tüm bunlardan sonra neler olacak?” demiş balıkçı.

Yaşlı adam, balıkçının meraklandığını ve hecesleniğini düşünmüş.

“Sonra şirketlerin büyüdükçe sen yaşlanacaksın ve dişinle tırnağınla kazandığın bu başarı imparatorluğunu emanet edecek birilerini arayacaksın. Bu aşamada iyi eğitimli çocukların devreye gircek ve şirketi onlara, başarıan başarı katsınlar diye devredecek onları uzaktan kontrol edeceksin. Onlardan emin olduğunda ise kenara çekilecek ve başarının tadını çıkarmaya başlayacaksın.” Burada biraz urmuş ve geniş bir soluk almış yaşlı adam.

“En tatlı kısım burası. Artık yaşlandın ve yoruldun. Belki de benim gibi yetmiş yaşına geldin. Artık şirketleri bırakıp güzel bir sahil kasabasında güzel bir ev, güzel bir motor alacak ve hayatının sonlarını bu muhteşem sahil kasabasında geçirecek ve hayatının son yıllarını mutluluk içinde geçireceksin.”

Balıkçı ihtiyar adama bakmış, bahçeden görünen denize bakmış.

İyi de ben zaten “Şu anda senin dediğini yapıyorum” demiş.

“Nasıl yani?” Demiş ihtiyar adam.

“Ben küçük bir balıkçıyım. Mutluyum. Bu kadar kazanmak bana yetiyor. Anlattığın şeyi zaten şu anda yapıyorum, o zaman dediğin şeyleri yapmama ne gerek var. Tüm bunları zaten şimdi yapıyorum. Mutluluğumu çalışma ve para karşılığı verip, en sonunda yıllar sonra o mutluluğa kavuşmaktansa, şimdi yaptığım gibi daha mutlu olabilirim değil mi? Bunun için çok paraya ihtiyacım varmı?”

İhtiyar iş adamı bir anda, yıllarının nasıl gittiğini, nasıl kendisini yıprattığını, daha da önemlisi amaç ve aracı birbirine nasıl karıştırdığını fark etmiş.

“Sen benden daha zenginsin balıkçı. Böyle devam et.” demiş iş adamı.

Balıkçı ihtiyar adama veda edip, sahile doğru yürürken, ihtiyar iş adamı, gelecek haftaki konferansında söyleceği ve herkesi etkiyecek o sözleri aklından geçiriyormuş.

“İş amaç değildir. İş daha mutlu yaşamak için bir araçtır. İşinizi severseniz, bu araç daha iyi çalışır. Amaç, mutlu bir yaşam sürmektir. Amaç gideceğiniz yerdir. İş sizi gideceğiniz yere götüren ve yolda sizi taşıyan araçtır. Asıl önemli olan sizi taşıyan araba değildir. Önemli olan varacağınız yer yani mutluluktur. Bazı insanlar araca o kadar çok odaklanırlar ki nereye gideceklerini unutup kaybolup giderler”

Öykü böyle sona eriyor. Ne zaman işi(aracı) amaç yapmış ve hırsa boğulup başarısızlığa doğru giden kişiler görsem bu öyküyü anlatasım gelir. Başarının anahtarı araç ve amacın karışmamasıdır. Yoksa iş hayatında başarı kısa süreli olacak, hırs inanılmaz bir boyuta gelecek ve ardından yıkım gelecektir. Başarıya bazen balkçının gözünden bakmamız gerekiyor. Son derece basit değil mi! “İyi de bu ne işime yarayacak?” diyen balıkçı olmak gerekiyor galiba.

Ve araca(işe) de iyi bakmayı öğrenmeliyiz. Onu sevmeden mutluluğa ulaşmak da imkansız olacaktır çünkü. Sadece arabanın etrafında çok oyalanıp varacağı yeri unutmamalı insan. (R)

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (15 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 1 yorum var
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, Kişisel Gelişim, Başarı

Y kuşağı ve İnsan Kaynakları

12 04 2008

yvik123.jpg

Sanayi devrimi, sert ve tepeden yönetim gerektiriyordu. Baskıcı bir çalışma düzeni ve makineleşmiş insanlar vardı. (Makineler, insanların yerini alıyordu, insanlar bu açığı kapatmak için makinelerle uyumlu ve makinelere benzer şekilde çalışmaya başladılar. Derken sanayi devrimi Tofler‘in Zenginlik devrimine bıraktı yerini. Ve inanılmaz bir bilgi devrimi yaşamaya başladık.İnsan Kaynakları, tıpkı pazarlamacılar gibi, Z ve Y kuşağı ile yakından ilgilenmeli. 3. Dalga olarak bilinen Bilgi Toplumu yavaş yavaş oluşmaya başladı bile. Bununla birlikte müşteri istekleri daha da artı. Bu da donanımlı personel demek. Donanımlı personel ise genellikle şu anda Y kuşağından(1977-1994 doğumlular) oluşuyor.

Gelelim Y kuşağının bazı bilinen özelliklerine.

  • Çok kanallı TV ile büyümüşler, internet’i tanıyıp hemen adapte olmuşlar.
  • Uzun süreli sadakat göstermeyen ve kolay kolay tatmin olmayan bir yapıya sahipler.
  • Kendilerinde ve işvereninden beklentileri oldukça yüksek
  • Eğitimin ve öğrenmenin sürekli olmasına inanıyorlar, şirket içi eğitimleri önemsiyorlar
  • Sorumluluk almaya çok hevesliler ve hemen kendilerini ispat etmek istiyorlar
  • Kendini ve tercihlerini rahatlıkla ortaya koyabiliyorlar, daha girişimciler.
  • Rahatlarına düşkünler, çalışmayı ve sosyalleşmeyi pek sevmiyorlar.
  • Direkt emir almaktan ve ast olmaktan hoşlanmıyorlar.
  • Yüksek otorite karşısında çok rahatsız oluyorlar, daha esnek ve anlayışlı patronlar/yöneticiler istiyorlar
  • Kendi fikirlerine çok önem veriyorlar ve fikirlerinin mutlaka sorulmasını istiyorlar.
  • İleriye dönük olarak eski kuşaklara göre daha hırslılar, çok çabuk yükselmek istiyorlar.

Şu anda özellikle hizmet sektöründe büyük bir Y kuşağı gurubu çalışıyor. Yöneticileri ise X kuşağı. O yüzden çoğu şirkette personel devir hızı giderek yükseliyor. Daha otoriter olan X kuşağı yönetici Y kuşağı çalışanını çabuk küstürüyor ve devir hızı yükseliyor.

Y kuşağının sabretmeyi ve beklemeyi bilmemesi de bu devir hızını yükseltiyor. Varlıkla büyüyen Y kuşağı fazla sabırlı olamıyor çünkü yokluğu neredeyse hiç yaşamıyor. Bu da Y kuşağının en büyük dez avantajı.

Devir hızını düşürmenin tek yolu ise Y kuşağını anlamaktan geçiyor. “Otorite” kelimesini çöpe atmak gerekiyor. Daha arkadaş gibi ve daha “Kazanan takım” odaklı olmak gerekiyor. Onların isteklerini anlamak, istedikleri başarıyı almalarına destek olmak ve bu desteği verirken onun işe katkısını sağlamak gerekiyor. Aşağıda, iki örnek yönetici diyaloğu var. Sizce hangisi Y kuşağı çalışanı daha başarılı bir çalışan haline getirebilir?

A: “Görevini başarı ile yerine getirmek istediğini biliyorum. Kariyerinde yükselmek istiyorsun ve şirkete yaptığın katkılar neticesinde, kariyerin için elimden geleni yapacağım. Bunun için senin bölümümüzün başarısına katkı yaparak kendini göstermeni sağlayacağım. En başarılı bölüm biz olacağız ve bu senin de önününü açacak”

B: “Emirlerimi yerine getirirken çok isteksizsin. Burada patron benim, sana çalışmayı ve emirlere uymayı öğreteceğim. Bu bölümde daha sözümün dışına çıkan biri olmamıştır. Kendi başına hareket etme, bi şey yapmadan mutlaka bana sor!”

Tabi ki A kişisi daha başarılı bir yönetici olacaktır ve Y kuşağı ile iletişimi daha iyi olacaktır.

İnsan kaynakları, Y kuşağı çalışanlarının başarılı olmasını istiyorsa, öncelikle X kuşağı veya daha önceki kuşaklardan olan yöneticilerine, Y kuşağı personelini iyice anlatmalı ve onları Y kuşağını yönetecek biçimde geliştirmeli. Yoksa ne yaparsanız yapın, Y kuşağını mutlu edemezsiniz. Belki de önce İnsan Kaynakları “Y kuşağı çalışanlar”ı gündemine almalı. Tıpkı pazarlamacılar gibi, Y kuşağını kazanmanın yollarını aramaya başlamalı.

Y kuşağı çalışanları kazanma konusunda çalışma yapan/yapacak İnsan Kaynakları departmanları, şüphesiz şirketlerine çok şey katacaklardır.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (13 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : Henüz yorum yok
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, Başarı

İş hayatında başarılı olmanın yolları

29 03 2008

ihbos.jpg

İş hayatında ne yaparsak yapalım, ya da daha geniş bakacak olursak, hayatımızda ne yapacaksak yapalım, hep başarılı olmaya çalışırız. Başarı çoğu kişinin hayatında, para ya da verilecek ödüllerden daha değerlidir. Peki başarılı olmanın yolları var mıdır? Hatta bunu beş maddeye indirip, bunları uygularsanız başarılı olabilirsiniz, diyebilir miyiz? Cevap kesinlikle “hayır”dır.

Eğer, böyle basit yollar olsaydı herkes başarılı olurdu. Ama herkes başarılı olamıyor. Emin olun, bunu sağlayacak bir kitap da henüz yazılmadı. Yazıldığı iddia ediliyorsa da doğruluğundan şüphe etmek gerekiyor. Yani insanı 5 dakida başarılı yapacak bir formül yok.

Bunun en büyük nedeni, insanların kişilik olarak farklı olması ve kendilerine ait bir karakter yapılarının olması. Doğal olarak bu da farklılığı getiriyor. Hepsine bir başarılı kuralı verip, hepsinin başarılı olmasını sağlamak imkansız.

Başarı kişinin yapısına göre değişecektir. Şu soruyu sormak gerekiyor. Ben nasıl başarılı olurum? Bu sorunun cevabı ise soruyu soranda yatıyor. Nasıl başarılı olacağını sadece kişinin kendisi bilebelir. Resim yapmaktan çok hoşlanan ve çok güzel çizimleri olan bir ilk okul öğrencisi düşünün. Bu çocuk liseye geçtiğinde matematiği ve fiziği hiç sevmeyebilir ve okulda başarısız bir öğrenci olabilir. Bu durumda, bu çocuğu tembel ve zeki değil diye suçlamak mı lazım?

Seçenek 1: Evet suçlayın, düz liseye gönderin ve başarısız olup üniversiteye bile gidemesin. Yaşamını da başarısız bir birey olarak geçirsin. Toplum onu hep başarısız olarak görsün ve silik bir birey olarak hayatını tüketsin.

Seçenek 2: Bir öğretmeni çocuğun mükemmel çizim yeteneğini fark etsin ve ailesini etkileyerek onu sanat lisesine göndersin. Çocuk oradan üniversiteye gitsin, güzel sanatlar okuyup, ülkenin en uçuk ve ünlü tasarımcısı olsun. Toplum onu bir idol olarak görsün. Tasarımlarıyla binlerce insanı etkilesin.

Demek ki başarılı olmak için doğru zamanda doğru hamleyi yapıp, doğru yerde olmak gerekiyor. Belki de şu anda kendini başarısız sanan bir sürü insan aslında çok çok başarılı olabilirler. Başarı yolunu kaybeden insanlar, onu nasıl yeniden bulabilir?

Eğitimlerde hep söylerim. “Çok çabuk pes ediyoruz. Çok çabuk vaz geçiyoruz” Hiç mücadele etmiyoruz. Zekiyiz ama tembeliz. Savaşkan değil, edilgeniz. Mükemmel fikirlerimiz var ama bu fikirleri anlatacak kadar özgüvenimiz yok. Bu fikirleri gerçekleştirecek yüreğimiz yok. Birileri başarmaya çalıştığında da onu engellemeyi, olmaz demeyi seviyoruz. Oluru değil, olmazı önemsiyoruz.

Zaman öldürmekte ustayız. Zamanı kullanmakta ise çok acemiyiz. Bakıyorsunuz, zaman akıp gidiyor, istedikleriniz olmamış, hayat akıp gitmiş, başarısız olmuşsunuz. Hiç birşey yapmadan öylece suyun akışına kapılmış giden binlerce insan var etrafımızda. Başarmaktan vaz geçmiş, yapabileceği hiç bir şey olmadığını sanan insanlar. Gerçekten acı bir tablo!

Bir kural varsa, o da şudur. “Başarı için, denemekten asla vazgeçmeyin.” Gerçekten kendinize inanıyorsanız, başarabilirsiniz. Yaptığınız işe ve yeteneğinize inanıyorsanız, eninde sonunda başaracaksınız. 4. de değil, belki de 10. denemenizde gelecek bu başarı. Burada başarısız denemeleri göze almak gerekiyor, yılmamak, çökmemek, usanmamak gerekiyor. Beş yere iş başvurusu yaptıktan sonra tüm ümidini kaybetmektense, beş iş yerine daha başvurmayı göze alıp, başarıyı yakalamak daha kolay olabilir ve hayatınızın geri kalan kısmı bir anda değişebilir. Çevreniz, başarınızda/başarısızlığınızda yönlendirmeleriyle üzerinizde ciddi etkiler oluşturabiliyor. Ama asıl güç sizde yani içinizde.

Başarı dışımızdaki kafes tarafından sınırlandığı kadar, kafamızın içindeki kafes tarafından da sınırlanıyor.

“Bir kuşu kafesten çıkarmak, çoğu kez, kafesi kuşun kafasından çıkarmaktan daha kolaydır”

Kafadaki kafeslerden, kendi kendinize koyduğunuz “yapamazsın” sınırlarından kurtulmak, başarıya giden yolda ilk adım olabilir. Dıştaki engellerden önce, içinizdeki engelleri aşmalısınız. İçinizdeki kafesten kurtulursanız dışınızdaki engelleri aşmanız daha kolay olacaktır. Gerisi, hayatınıza yön verebilme gücünüze ve cesaretinize kalmış. (R)

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (18 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 2 yorum var
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, Kişisel Gelişim, Başarı

Sıkılan erkekler satışları nasıl yükseltir?

22 02 2008

sesny.jpg

Mutlaka, eşiniz, nişanlınız ya da sevgilinizle alışverişe gitmişsinizdir. Bir noktadan sonra, erkekler bazı şeylere (Tabak, çatal,yatak takımı, nevresim…) kadınlar kadar çok ilgi göstermeyebilir ve sıkılabilir. Kadınlar ve erkekler alıveriş konusunda çok farklılar. Doğal olarak bu ilgi alanlarından kaynaklanıyor. Ama bazen bu durum satışları fena halde düşürebiliyor.

Paco Underhill, konuyla, erkeklerin kadınlara yönelik mağazalarda sıkılması ile ilgili bir araştırma yapmış. Ev eşyaları satan bir mağazada yaptıkları araştırma ve gözlemlerde, ortalama alışveriş süreleri ile ilgili aşağıdaki sonuçlara ulaşmışlar.

- Kadın arkadaşıyla birlikte gelen kadın: 8 dakika 15 saniye

- Çocuklarıyla birlikte gelen kadın: 7 dakika 19 saniye

- Yalnız gelen kadın: 5 dakika 2 saniye

- Erkekle birlikte gelen kadın: 4 dakika 41 saniye.

Neredeyse ilk durumdan %50 daha düşük bir zaman mağazada kalıyor, erkekle birlikte gelen kadın.

Bu da kabaca % 50 daha az satış demek. Peki çözüm ne? O mağazada erkeklerin kadınları dışarı sürüklemesini önleyecek bir şeyler bulmak lazım.

Mağazanın yarısında mutfak eşyaları, yarısında elektronik eşya satışı olsa sizce bir şeyler değişir mi? Değişir tabi ki!

10 tane plazmanın, rahat koltukların ve güzel içeceklerin olduğu bir play station oyun köşesi mesela. Böyle bir yerde, insan yarım saat bile bekleyebilir. Demek ki erkekler sıkılmadan da alışveriş olabiliyormuş. Böylece kadın daha çok dolaşabilir ve rahat rahat alışveriş yapabilir.

Başka çözümler de var ama mutlak sonuç, kadınlar rahatça mağazada zaman geçirirken, erkeklerin onları beklemesini sağlamak. Sıkılmayan erkekler, yükselen satışlar. Pazarlama çoğu zaman ufak ayrıntılardan ve gözlemlerden geçiyor. O yüzden müşterilerinizi iyi tanımalı ve gözlemlemelisiniz. Aslında sıkılan erkekler satışlarınızı artırabilir. Kriz ve fırsat çoğu zaman yan yanadır. Sizin hangisini görebildiğinizdir önemli olan.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (11 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 2 yorum var
Kategori : Farkındalık, Yeni İş Fikirleri, Pazarlama

Mutluluk ve sen

6 02 2008

“Kendine odaklı insan hep mutluluğu arar. İşin güzelliği de budur, çünkü sen mutluluk peşinde koştukça başkalarının mutlu olmasına yardımcı olursun. Çünkü bu dünyada mutlu olmanın tek yolu budur.

Eğer çevrendeki herkes mutsuzsa sen mutlu olamazsın. Çünkü insan bir ada değildir. İnsan büyük bir kıtanın bir parçasıdır. Mutlu olmayı istiyorsan etrafındakilerin mutlu olmalarına yardımcı olman gerekiyor. O zaman - ve ancak o zaman- sen de mutlu olabilirsin.

Çevrende mutluluk atmosferi yaratmalısın. Eğer herkes mutsuzsa sen nasıl mutlu olabilirsin? Etkilenirsin. Sen taş değilsin, gayet hassas bir varlıksın, çok duyarlısın. Eğer etrafındaki herkes mutsuzsa onların mutsuzluğu seni etkileyecektir. Mutsuzluk, herhangi bir hastalık kadar bulaşıcıdır.

Eğer başkalarının mutlu olmalarına yardımcı olursan, sonunda mutlu olmak için kendine yardımcı olursun. Mutluluğu ile yakından ilgili bir kimse hep başkalarının mutluluğu ile de ilgilenir - ama onlar için değil. Aslında o kendini düşünür, o nedenle onlara yardımcı olur.

Etrafında ne kadar mutsuz insan varsa, o kadar da mutsuzluk olur. Etrafında ne kadar mutlu insan varsa, senin payına da o kadar mutluluk düşer…”

Yukarıdaki satırların, pazarlama veya iş hayatıyla direkt bir ilgisi yok. Yukarıdaki satırlar bu iş hayatının içindeki insanla ilgili. Yani sizinle ilgili. Sizin ve etrafınızdakilerin mutluluğu ile ilgili. Bunlar, okuduğum bir kitaptan Osho‘nun sözleri. Paylaşmak istedim. Daha fazlasını bu kitapta bulabilirsiniz.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (20 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 1 yorum var
Kategori : Farkındalık, Kişisel Gelişim, Kitap

Yeni İnsan Kaynakları veya İ.K. 2.0.

25 01 2008

yik2.jpg

Ükemizde İnsan Kaynakları, 2000 yılına girerken yükselişe geçmiş ve şirketler için insan kaynakları hayati bir öneme sahip olmuştu. Bir zamanların personelcileri birden bire gelen insan kaynakları kavramının altında sıkışıp kalmışlardı. Personel müdürleri veya personelciler, insan kaynaklarının özlük işleriyle uğraşırken, üzerlerinde kalan personel işe alma yerleştirme işlemiyle ilk zamanlar sıkıntılı günler geçirmişlerdi. İnsan Kaynakları denince herkesin aklına o zamanlar, işe alma ve mülakat kavramları geliyordu.

Derken, yıllar geçti ve parlayan insan kaynakları yavaş yavaş sıradan bir hal almaya ve popülerliğini “pazarlama” kavramına bırakmaya başladı. Artık şirketler artan küresel rekabet karşısında pazarlamayı iyi bilmeye ihtiyaç duyuyorlardı. Hedef, daha çok müşteriye daha çok satışı daha karlı ürünlerle yapmaktı. Bu aşamada, özellikle hizmet yoğun sektörlerde, iş gelip çalışanlarda bitmeye başladı. Tüm pazarlama stratejileri süperdi ama personel mağazada o müşteriye o ürünü satamadıktan sonra muhteşem stratejilerin bir anlamı yoktu. Kocaman bir eksik vardı ortada. Bu eksiği tamamlamak tabi ki insan kaynaklarının görevi olacaktı.

Pazarlamada bunlar olurken, İnsan kaynaklarında yeni şeyler olmaya başlamıştı çoktan. Ben buna “Yeni İsan Kaynakları - İ.K. 2.0.” diyorum. Bunda şüphesiz pazarlama’nın tüm şirketi sarmasının da önemi büyüktü. İnsan Kaynakları, artık daha pazarlama odaklı olmaya başlamış ve yeniden çalışanların, yani insan kavramının önemini fark eden şirketler, İnsan Kaynakları departmanlarını revize etmeye başlamışlardı. İnsan Kaynakları geçen sürede, “Eğitim - Training ” “Kariyer planlama - Career Planning”, “Kariyer geliştirme-Career Development” “Mentoring-Akıl hocalığı” “Motivasyon-Motivation”, “Outsourcing-Dış kaynak kullanımı”, “Coaching-Koçluk” gibi kavramları da çoktan yanına almış, çok önemli bir departman olmuştu. Odalarından dışarıya adım atmayan İ.K’cılar sahada görünmeye başlamıştı. Şüphesiz duruma en çabuk uyum sağlayanlar, daha önce sahada ve şirketlerin başka departmanlarında çalışmış olan İ.K.cılardı. Bazı İ.K. cılar ise yeni durum karşısında zorlanıyorlardı biraz. Onlar, önceleri pek sahada görünmez, fildişi kulelerini terk etmezlerdi. Ama artan küresel rekabet, çalışanlarıyla daha iç içe olan, çalışanlarını geliştiren İnsan Kaynakları departmanları ortaya çıkarmıştı.

Aslında bahsettiğim şeyler, Avrupa ve Amerika’da 1990′da çoktan oluşmuştu. Ama bunlar bize daha yeni ulaşmaya başladılar. Burada orta ve ortanın altı şirketlerden bahsettiğim de unutulmasın. Uluslararası şirketler bu trendi uzun zaman önce yakalamışlardı zaten.

Peki bundan sonra neler olacak insan kaynaklarında? “Yetenek” kelimesini sıkça duyacağız. Yetenekli personelin çok şey değiştirdiğini göreceğiz. Yetenekli insanları bulmak, bunların yeteneklerini geliştirmek ve yeteneklerini doğru şekilde kullanmak için çokça uğraşacak insan kaynakları. “İnovasyon” yani “Kar sağlayan yaratıcılık” da çokça konuşulacak İnsan kaynaklarında. İnovasyon ile birlikte “Değişim Yönetimi” de ortaya çıkacak. İ.K.cılar, çalışanların değişime ayak uydurması ve yenilikçi olmalarını sağlamaya çalışacak. “Odaklanma” ve “Kurum Kültürü” önem kazanacak.

Gelecekte kariyer planlama, şirketler arası hızlı geçişler nedeniyle önemini kaybedebilir. İş analizleri ve Görev tanımları yaratıcılığı öldürdüğü ve piyasalar çok hızlı değiştiği ve organizasyon yapısı da bu durum karşısında değiştiği için önemini yitirecek. İnsan kaynakllarında yıllık planlar da önemini kaybedecek. Çünkü durumlar karşısında hızlı hareket için bu planlar hantal kalacak.

Teknoloji kullanımı ile birlikte seçme süreci tamamen internet üzerinden olacak. Özlük işleri, teknoloji kullanımı ve e-uygulamalar sayesinde daha basit hale gelecek. Hukuksal konular ise, daha çok hukuk birimine geçecek.

Eğitim, Geliştirme, Coaching(Koçluk) – Mentoring (Akıl Hocalığı), Motivason, Duygu yönetimi ve Kurum Kültürü” kavramları, Yeni insan kaynaklarında oldukça önemli olacak.
2008′de İnsan Kaynakları, şirketlerin merkezlerine yerleşecek gibi görünüyor. Bunu fark eden şirketler büyümelerini ve karlılıklarını sürdürecekler. Ama boşver İ.K. yı önemli olan satış ve pazarlama diyen şirketler ise yavaş yavaş karlılıklarını kaybedecekler. Kaliteli ve ucuz ürün satıyor olsalar bile, o ürünleri satanların ve yapanların da insan olduklarını unuttuklarından kaybetmeye mahkum olacaklar. İşini seven başarılı çalışanlar, şirketlerini büyütecekler, işini sevmeyen çalışanlar da zaten başarısız olacaklarından şirketlerini küçültecekler. Küçülmek ve büyümek, bu yeni zamanda, İnsan Kaynakları departmanının küçüklüğü(önemsizliği) veya büyüklüğü(önemliliği) ile orantılı gibi görünüyor. Çalışanlarını çok mutlu eden, başarılı, yeni insan kaynaklarıyla yönetilen, bir şirket nasıl olur? Aşağıdaki görüntülerdeki gibi olabilir mi? Yeni İnsan Kaynakları’nın parolası “Mutluluk ve başarı” olacak gibi görünüyor. Sizce de öyle değil mi? (R)

http://video.google.com/videoplay?docid=-8618166999532839788

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (22 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 1 yorum var
Kategori : Yeni Trendler, Eğitim, İnovasyon, Farkındalık, İnsan Kaynakları, Pazarlama

Pazarlama ve Karnaval

21 01 2008

Pazarlama, artık iş dünyasında, daha çok kişi tarafından, daha çok önemseniyor. Buna pazarlama bloglarının çok büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Pazarlama Bloglarının eseri olan Pazarlama Karnavalı, geçen sene başlamıştı. Bu karnaval, bir yazı karnavalıydı. Amacı, pazarlama bloglarındaki yazıları daha çok okuyucuya ulaştırabilmek ve pazarlama blogları arasında bir sinerji oluşturubilmekti.

Bu sene 2.’si yapılan Pazarlama Blogları Karnavalı 10. haftasında, Pazarlama Blogu’nda. Sizin için, pazarlama bloglarında yazılan en yeni yazılardan bir seçki sayfası hazırladım. Karnaval sayfası Firefox’ta daha sağlıklı görünüyor. (Teknik nedenler :) Karnavala giderken Firefox kullanmanızı öneririm. Yazıları okumak için açılan sayfada konuşma baloncuklarına tıklamanız yeterli. Karnaval için buradan. Herkese iyi okumalar.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (11 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 3 yorum var
Kategori : Pazarlama, Blog

Kariyer sitelerinden yapılan hatalı başvurular

3 01 2008

Eskiden insanlar, iş aradıkları zaman , gazeteden ilanlara bakarlardı. Şimdi ise iş bulma süreci daha değişik ve hızlı bir hale geldi. İnternet, her alanda olduğu gibi bu alanda da öne çıkmaya başladı İnternetteki kariyer siteleri (Kariyernet, SecretCV, Yenibiriş…) , hem iş arayanların, hem de şirketlerin işlerini kolaylaştırdılar.

Belli bir süre sonra, kariyer sitelerinin veri tabanları dolmaya, şirketlerin yayınladığı ilanlara, günde yüzlerce başvuru gelmeye başlayınca, filtreli süzmeler, şirketlerin işini biraz kolaylaştırdı. Ama yine de bu şişmeyi engellemenin bir yolu yok gibi görünüyor. Yayınlanan iş ilanına ilgili ilgisiz, çok sayıda başvuru yağıyor. Bununla birlikte, çok sayıda hatalı başvuru da gelebiliyor. Bu da İ.K. departmanlarını hayli uğraştırıyor ve doğru adaya ulaşmak için daha fazla zaman harcıyorlar. Bu, doğru adayın da aradığı işi daha fazla beklemesine yol açıyor.

Şimdi başvuru sahipleri tarafından en sık yapılan ve İ.K. departmanlarını uğraştıran hatalı başvurulardan birkaç tanesine değinmek istiyorum

1- İkamet edilen yer : Başvuru sahibi Zonguldakta oturuyor. İlan ise İzmir’den verilmiş. Üstelik “İzmir’de ikamet eden” diye bir ibare de düşülmüş. İ.K. departmanı burada başvuru sahibine yanıt verdiğinde, başvuru sahibi “Zonguldak’ta çalışabileceğini” söylüyor. Bu da inanılmaz zaman kaybına yol açıyor. Bazen de İ.K. Departmanı başvuru sahibine şehir farklı olduğu için dönmüyor ama aslında kişi ikamet değiştirmek üzere ama bunu belirtmediğinden görüşmeye çağrılmıyor. Ne yapmalı? Başvurulan ilanın hangi şehirde ikamet istediğine iyi bakılmalı. Eğer uyuşmuyorsa, başvurmamalı. Yok o şehre taşınabilecekse, bunu başvuruda özel olarak belirtmek gerekiyor. Bu hem adayın hem de İ.K. departmanının işini kolaylaştıracaktır.

2- Başvuru fotoğrafı : Kariyer sitelerinde, CV hazırlarken, bir fotoğraf yükleme seçeneği de veriliyor. İş arayanların bir kısmı bu alana fotoğraflarını yüklemiyorlar. Şunu söyleyebilirim ki, fotoğraflı başvurular, daha çok dikkat çekiyor ve tercih ediliyor. En azından CV hazırlanırken, işin ciddiye alındığı ortaya çıkıyor. O yüzden mutlaka bir vesikalık fotoğraf yüklemek gerekiyor. Tabi fotoğraf yüklerken, webcam kulnmamaya da dikkat etmeli. webcam ile çekilen resimler, bulanık ve arka planında mekanın içi görünen resimler oluyor. Hatta bazen, arkadan başka şahıslar bile görünebiliyor. Bu tarz resimler, özenle hazırlanan CV’yi bir anda değersizleştiriyor. Bilgisayarın başında, uykulu gözlerle çekilmiş bir webcam resmi, başvuranın tüm kariyerini sonlandırabilir. Başvuru resmine bu yüzden özen göstermek ve önem vermek gerekiyor.

3- Önyazı : Önyazı, eskiden pek bilinmeyen şimdi ise çoğu CV’de yer alan bir kısım. Bu online kariyer sitelerinde daha rahat hazırlandığından ya da başvuru esnasında böyle bir bölümün de doldurulması gerektiğinden olsa gerek, artık çoğu başvuru önyazılı olarak geliyor. Geliyor, önyazı da ne yazıyor? Bazen, önyazılar Msn’de mesaj yazıyormuşçasına basit ve özensiz oluyorlar, bazen de CV’nin kendisi kadar uzun. Bu iki durumda da CV’nin okunmaması ihtimali doğuyor. Çünkü, özensizce hazırlanmış bir önyazıya ait CV’nin de önyazı kadar silik olduğu sanılabiliyor. Önyazı yazarken oldukça dikkatli olmak gerekiyor. Nasıl önyazı hazırlamalı derseniz, buradaki açıklama başlangıç için yeterli olacaktır.

4- Aranan özellikler : Sadece bay veya sadece bayan aranan ilanlara, belli yaş veya erkekler için askerlik şartı istenen ilanlara, belli özellikler istenen ilanlara, bu özelliklere uyup uymadığına bakılmadan yapılan başvurular da hatalı iş başvurusuna giriyor ve değerlendirilmiyor (Genellikle filtreli taramalarda, ilanla uyuşmayan ilanlar, sistem tarafından otomatik olarak devre dışı da bırakılabiliyor. Başvuru sahibi mutlaka ilandaki iş özellikleriyle kendi özelliklerini karşılaştırmalı ve uyuyorsa başvurmamalı.

Kariyer siteleri, hem iş arayanı hem de şirketlerin işini kolaylaştırıyor. Bu yüzden bu siteler aracılığıyla iş başvurusu yapan kişilerin, kariyerleri açısından, bu sitelerden başvuru yaparken daha dikkatli ve özenli olmasında fayda var. Bu hataların azalması, hem başvuranların daha çabuk aradıkları işe kabul edilmelerini, hem de şirketlerin daha çabuk aradıkları personeli bulmalarını sağlayacaktır.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (32 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : Henüz yorum yok
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, internet

Ürün geliştirme ve hizmet geliştirme?

16 12 2007

Güzel aksesuarlar ve hediyelik ürünler tasarlayan, hatta bu konuda Türkiye’deki en iyi şirketlerden biri olan, minik mağazalara bu ürünlerini, görselliği ön plana alarak sunan bir şirket biliyorum. Bu şirketin ürünlerini beğeniyorum, renkli, eğlenceli yenilikçi tasarımları var. Renkli, kıpır kıpır mağazaları var. Genellikle yeni ve ilginç ne gelmiş diye merak ettiğim için bu mağazanın kapısından içeri giriyorum. Buraya kadar her şey mükemmel.

Yalnız bu şirketin mağazasından ne zaman içeriye girsem “Hoşgeldiniz, nasıl yardımcı olabilirim” diyen bir eleman karşıma dikiliyor. Karşıma dikilmekle kalmıyor, benden bir cevap da bekliyor. Sonuçta burası yüzlerce değişik tasarımın bulunduğu bir mağaza. Mağazaya yeni giren müşteriler, mağazadaki cıvıltıdan etkilenip içeriye giriyorlar. Ve alabilecekleri ilginç bir ürün olup olmadığına bakıyorlar. Eski müşteriler ise yeni ne gelmiş diye mağazaya giriyorlar. Sonuçta, insan bu mağazaya girince, tek bir ürün alacak bile olsa, yine de meraktan tüm mağazayı dolaşmak istiyor.

İşte bu “Hoşgeldiniz, nasıl yardımcı olabilirim” sorusu, hem bu merağı öldürüyor, hem de araştırmacı müşterileri mağazadan dışarı itiyor. “Sadece bakacağım” dediğinizde de kendinizi kötü hissediyorsunuz ve çabucak mağazayı dolaşıp çıkıyorsunuz. Çünkü “Sadece bakan” biri mağazayı boşuna işgal ediyormuş gibi bir duyguya kapılıyor. “Kupalarınıza bakabilir miyim?” dediğinizde, personelle birlikte kupaların yanına gidiyor kupaları beğenmeyince de, mağazadan ayrılıyorsunuz. Personelin bu tavrı, mutlaka satın almak zorundaymış gibi bir algı yaratıyor müşteride. Bu davranışlar aklıma, yıllar önce bir kısım esnafımızın yaptığı “Almayacaksanız, bizi meşgul etmeyin” ya da “Alıcımısınız, bakıcımısınız?” tavrı davranışları getiriyor. Aslında bu mağazada “Sadece bakacağım” müşterilerinin en çok satın almayı yaptıklarını düşünüyorum. Tabi elemanları atlatabilirlerse :)

Oysa böyle yenilikçi ürünler tasarlayan bir firmanın müşteriyi sıkmaması, mağazada rahat bırakması, sadece yardım istediğinde yanında olması gerekiyor. Burada ciddi bir konsept ve hizmet uyuşmazlığı var. Mağazaya girdiğinizde personelin “Hoşgeldiniz” demesi ve müşteri ile birlikte dolaşmaması yeterli aslında. Hatta mümkün olduğunca, müşterilerin ürünleri incelemelerini kolaylaştırmaları ve onları yanlız bırakmak gerekiyor. Ürün geliştirmek için çokça emek harcayan bu şirketin, hizmet yaklaşımını gözden geçirmesi durumunda, satışlarını daha da artıracağını ve daha başarılı olacağını düşünüyorum.

Günümüzde başarılı olmak için, şirketlerin ürün geliştirme kadar hizmet geliştirmeye de önem vermeleri gerekiyor. Yani her şeyiniz(Fiyat, kalite,tasarım, ürün) çok iyi olabilir ama hizmetiniz, konseptinizle uyuşmuyorsa, istediğiniz başarıyı yakalayamazsınız. O yüzden, şirketlerin artık hizmet geliştirmeye de önem vermeleri gerekiyor.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (30 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 3 yorum var
Kategori : İnovasyon, Farkındalık, Pazarlama, Tasarım

Sunum hazırlarken nelere dikkat etmeli?

9 12 2007

İş dünyasında, sunumlar eskiden tepegözler vasıtasıyla yapılırdı. Fotokopiler halinde hazırlanan sunumlar, tepegözler vasıtasıyla dinleyicilere anlatılırdı. Bol yazılı az grafikli ve çoğunlukla siyahbeyaz sunumlardı bunlar. Yıllar önce, microsoft’un oficce yazılımları ve powerpoint sayesinde sunum teknikleri de değişiklik göstermeye başladı.

Artık Powerpoint sayesinde, sunumlar daha renki, daha kolay hazırlanıyor ve daha rahat sunuluyor. İlk zamanlar bilgisayardan idare edilen sunumlar zamanla sunum kumandaları sayesinde rahatlıkla sunulmaya başlandı. Ama tüm bu gelişmelere rağmen sunum içeriklerinde oluşan bazı hatalar, sunumların hala renksiz geçmesine ve sıkıcı olmasına yol açabiliyor. Şimdi sunum hazırlarken nelere dikkat etmemiz gerektiğine göz atalım.

1- Sunumu sunacak kişinin, mutlaka sunumu kendisinin hazırlaması gerekiyor. Sakın asistanlarınıza hazırlattığınız sunumları insanlara anlatmaya çalışmayın. Bu durum, sunuma olan hakimiyetinizi azaltığı gibi, bazen sonraki sayfalarda gelecek şeyleri bilmediğiniz için, konuya erken girmenizi ve sunum geldiğinde de anlatacak şeyler tükendiği için, “daha önce buna değinmiştik” deyip o slaytı pas geçmenize yol açıyor. Dinleyicileriniz de bu durumda “Madem değinmiştik, o zaman ne demeye gösteriyorsun” diye düşünebilirler. İyi sunum yapmak için, o sunumu mutlaka sizin hazırlamış olmanız gerekiyor

2- Sunumunuzun hedefini belirleyin. Bu sunumu niye yapıyorsunuz ve bu sunumdan ne bekliyorsunuz. Özellikle hedef eksikliğinden dolayı, nereye varacağını bilemeyen çok sunumla karşılaştım, dinlediğim bazı konferanslarda. Ortaya karışık bir sunum yap gitsin mantığı pek işe yaramaz. Sunumunuzun bir hedefi olmalı.

3- Dinleyicilerinizin yapısını ve önyargılarını bilmeniz gerekiyor. Onlar hakkında öğrenebileceğiniz ne varsa öğrenmeye çalışın. Bu onları anlamanızı ve onlarla iletişim kurmanızı kolaylaştıracaktır. Dinlediğim yabancı guruların çoğunluğu sunumlarından önce, sonra veya sunumlarının içinde mutlaka, Kapalışarşının muhteşemliği, İstanbul boğazın güzelliği, Türk insanının sıcak kanlığı gibi aktüel konulardan bahsetmişlerdir. Bu durum, sunum yapan kişinin yabancılığını alır ve dinleyicileriyle yakınlaşmasını, onların önyargısını kırmasını sağlar. Yapılarını bilirseniz, onlarla empati kurabilirsiniz. Empati de iletişimin en önemli kuralıdır.

4- Dinleyicilerinizin beklentisini bilmeniz gerekiyor. Sizden ne bekliyorlar veya ne bilmek istiyorlar. Bunu bilmelisiniz, bunu bilmeden onlara ne anlatacağınızı bilemezsiniz.

5- Konuyu dinleyicilerinizin bakış açısına göre ele almalısınız. Gazete çalışanlarına yaptığınız bir sunumda geleneksel medyanın artık öldüğünü anlatmaya çalışırsanız kimse sizi dinlemeyecek, hatta salondan homurtular çıkacaktır. Ama bir internet haber portalı çalışanlarına bunu sunuğunuzda herkes can kulağıyla sizi dinleyecektir. Yani çoğu zaman dinleyicilerinizin tarafında yer alıyor olmanız gerekiyor. Çoğu guruyu zaten bizim bildiğimiz şeyi anlatarak, kafamızdaki fikirlerin doğru olduğuna bizi inandırdıkları için dinleriz. Bu yüzden, dinleyicilerin, “Demek ki doğru yoldaymışız” lafını yabancı bir gurunun konferansı sonrasında sıkça duymak olasıdır. Bakış açılarını bilemezseniz, sunumunuz yavan kalabilir.

6- Sunumunuzu, sunumun yapılacağı zamanın koşullarına, o sırada konu ile ilgili yükselen trendlere, yaşanan güncel olaylara ve sunumun yapılacağı yere göre biçimlendirin. Mesela bu günlerde web hakkında bir sunum hazırlıyorsanız, mutlaka sosyal networklerden ve facebook’tan bahsetmeniz gerekmektedir. Bir reklamcıysanız Andy Warhol’un o meşhur sözünü (Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak) hatırlatıp Youtube ve türevlerinden bahsedebilirsiniz. Pazarlama ve web sunumlarında 4 sene önce Google, 3 sene önce bloglar, geçen sene Youtube bu sene ise Facebook olmaz ise olmaz konular arasında yer alıyor. Gündemden ve anlattığınız konular hakkındaki gelişmelerden haberdar olun ve sunumunuzu buna göre hazırlayın. Gündemden geride kalmışsanız kimse sizi dinlemeyecek ve sunumunuz boşa gidecektir.

7- Powerpoint’te sunum hazırlama konusunda kendinizi geliştirin. Sade, anlaşılabilir, sıkıcı olmayan sunumlar hazırlayın. Mesela Guy Kawasaki, 10-20-30 diye bir kural geliştirmiştir. Yani teknik olatarak özetlersek sayfa sayısı 10′u, sunum süresi 20 dakikayı geçmemelidir. Sunum içerisinde kullanılan harflerin boyutu 30pt’den küçük yani büyük olmamalıdır. Ben bu kuralı bazen esnetebiliyorum. Sunum 30 dakika olabilir ama daha fazlası değil. Sayfa sayısı da 20 olabilir diyorum ama yine de sayfa sayısı az olsun diye sayfaları çokça yazı ve meteryalle doldurmamalısınız. Sunumda çok birkaç yazı karakterini birden kullanmayın, tavsiye edilen tek yazı karakteridir ve en fazla 2 yazı karakteri kullanmalısınız. Sunumda çok fazla metin kullanmayın. Daha çok resim ve fotoğraf kullanın (ama powerpoint’in clipart’larını kullanmayın) Okunması kolay, Arial, Helvetica, Verdana, Tahoma gibi karakterlerden birini kullanın. Çarpıcı ve kısa cümleler ise dinleyicilerinizin dikkatini açık tutacaktır. Ayrıca klasik powerpoint temaları yerine kendi oluşturduğunuz tema ve backgroundlar kullanının. Bunun için de biraz photoshop tarzı grafik programları kullanmayı öğrenin.

8- Ve en önemlisi, anlattığınız şeyi çok iyi bilin ve anlattığınız şeye önce siz inanın. İnanmadığınız bir şeye asla başkalarını inandıramazsınız. Mesela şirketiniz yeni projesi ile ilgili sizden bir sunum istiyorsa, mutlaka tüm ayrıntıları öğrenin ve tüm soruları önce siz sorun. Dinleyicilerinizin size yöneltiği bir soruyu cevaplayamazsanız veya kaçamak cevap verirseniz sunumunuz orada bitmiş demektir.

Tüm bunları sağladıysanız, artık sunumunuz, sunulmaya hazır demektir. Sunum aşaması ise hazırlık aşamasından daha önemli bir aşamadır. Onu da başka bir yazımızda ele alalım. Sunum hazırlamak, gerçekten önem verilmesi gereken bir konudur, siz hazırladığınız sunuma önem vermezseniz, dinleyicileriniz de size önem vermeyeceklerdir. Sunum hazırlığına önem verdiğinizde ise, onlar da sizin anlattıklarınıza önem vereceklerdir.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (36 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 4 yorum var
Kategori : Eğitim, Sunum, İnsan Kaynakları, Pazarlama, Tasarım

1 2 3 ... 5 Sonraki »

Sponsor

     

Yeni Yazılar

  • Balıkçı ile yaşlı iş adamının öyküsü
  • Y kuşağı ve İnsan Kaynakları
  • İş hayatında başarılı olmanın yolları
  • Sıkılan erkekler satışları nasıl yükseltir?
  • Mutluluk ve sen
  • Yeni İnsan Kaynakları veya İ.K. 2.0.
  • Pazarlama ve Karnaval
  • Kariyer sitelerinden yapılan hatalı başvurular
  • Ürün geliştirme ve hizmet geliştirme?
  • Sunum hazırlarken nelere dikkat etmeli?
  • Büyük fikir nasıl bulunur? The Big Idea
  • Gelişen teknoloji ve yeni iş fırsatları
  • Tersine akıl hocalığı ve genç çalışanlar
  • Kotler ve bir pazarlama öğrencisi
  • Uçuran kurumsal blog ve Delta Airlines

Son Yorumlar

  • Sıkılan erkekler satışları nasıl yükseltir? yazısı için Bahadir Kotan tarafından yapılan yorum
  • İş hayatında başarılı olmanın yolları yazısı için akasya billur tarafından yapılan yorum
  • Balıkçı ile yaşlı iş adamının öyküsü yazısı için Ergün Özyurt tarafından yapılan yorum
  • Pazarlamacı olmak ya da olmamak yazısı için orçun(kitapcı) tarafından yapılan yorum
  • İş hayatında başarılı olmanın yolları yazısı için aylin tarafından yapılan yorum
  • Ürün geliştirme ve hizmet geliştirme? yazısı için mustafa tarafından yapılan yorum
  • Ürün geliştirme ve hizmet geliştirme? yazısı için LAZARUS tarafından yapılan yorum
  • Pazarlamacı olmak ya da olmamak yazısı için metehan tarafından yapılan yorum
  • Sunum hazırlarken nelere dikkat etmeli? yazısı için seda erkol tarafından yapılan yorum
  • Sıkılan erkekler satışları nasıl yükseltir? yazısı için KARNAVAL - 15. hafta at Münteha MANGAN | Pazarlama - Organizasyon tarafından yapılan yorum

Kategoriler

  • Başarı
  • Blog
  • Eğitim
  • Farkındalık
  • İnovasyon
  • İnsan Kaynakları
  • İnteraktif Pazarlama
  • internet
  • Kişisel Gelişim
  • Kitap
  • Marka
  • Mobil Pazarlama
  • Niş Pazarlama
  • Pazarlama
  • Pazarlama İletişimi
  • Sunum
  • Tasarım
  • Womm
  • Yeni İş Fikirleri
  • Yeni Trendler

Arşiv

  • Nisan 2008
  • Mart 2008
  • Şubat 2008
  • Ocak 2008
  • Aralık 2007
  • Kasım 2007
  • Eylül 2007
  • Temmuz 2007
  • Haziran 2007
  • Mayıs 2007
  • Nisan 2007
  • Mart 2007
  • Şubat 2007
  • Aralık 2006
  • Kasım 2006
  • Ekim 2006
  • Eylül 2006

Popüler Yazılar

  • Yeni İnsan Kaynakları veya İ.K. 2.0.
  • Gerçekten de her şey bitti mi?
  • Bir fincan kahve ile tatile çıkılır mı?
  • EcoHanger, yeni fikirler ve pazarlama
  • Büyük marka ve zeki marka
  • Pazarlamada karar süreci ve digg sistemi
  • Balıkçı ile yaşlı iş adamının öyküsü
  • Kotler ve bir pazarlama öğrencisi
  • Sıkılan erkekler satışları nasıl yükseltir?
  • Mutluluk ve sen

Meta

  • Giriş
  • Yazılar RSS
  • Yorumlar RSS

Stat


| Kullanım Koşulları | Gizlilik Bildirimi | Design | Wordpress