• Ana Sayfa
  • Hakkımda
  • Abonelik
  • Kitaplık
  • Bağlantılar
  • İletişim

Balıkçı ile yaşlı iş adamının öyküsü

19 04 2008

byia.jpg

Bu güne kadar iş yaşamı hakkında duyduğum en şaşırtıcı öykülerden biri “Balıkçının öyküsü”dür. Basit bir hikayedir, sonu çok basittir ama o basitlik, amaç ve araç hakkında çok şey anlatır insana, şaşıp kalırsınız. Gelelim bu güzel öyküye. Öyküyü duyduğum şekilde aktaramasam da olabildiğince anladığım şekilde aktaracağım.

Bir zamanlar küçük bir sahil kasabasında, mutlu mesut yaşayıp giden, otuzuna merdiven dayamış, bir balıkçı varmış. Hergün sabah kalkar, kayığına atlar, denize açılır, öğlen güneşi tepeye çıkana kadar balık avlar, öğlen güneşi tepeye varmak üzereyken limana gelir, topladığı balıkları, hemen orada yapılan mezatta satarmış. Balıklardan kazandığıyla, ailesi ile birlikte mutlu yaşayıp gidermiş balıkçı.

Derken günlerden bir gün tam da mezat sırasında, iyi giyimli yaşlı bir bey balıkçının yanına gelmiş ve balıkların hepsini toptan almak istediğini, misafirlerinin İstanbul’dan geleceğini, onlara ikram edeceğini söylemiş. “Ne kadar istersin hepsine” demiş.

Balıkçı her gün mezatta satabileceği fiyatı söylemiş. Yaşlı ve iyi giyimli adam,

“Nee! Ben İstanbul’da bunun bir porsiyonuna bu parayı veriyorum! Sudan ucuz vallahi” demiş.

“Burada balık çok. O yüzden burada balık bu fiyata. İstanbulu bilemem” demiş balıkçı.

“Sana bir on kağıt versem, bunları eve kadar getirir misin? Gelirken arabayı getirmedim de!”

“Olur” demiş balıkçı ve balık kasasını aldığı gibi ihtiyar adamla yürümeye başlamış. İhtiyar adam büyük bir şirketler topluluğunun sahibiymiş. Şimdi şirketlerini oğluna bırakmış ve kendisini dünyayı dolaşmaya vermiş. Burası dünya turundan sonra uzun yerleşmek istediği ve emekliliğinin keyfini sürmeyi istediği kasabaymış. Yakın zamanda kendine bir motor almayı ve sık sık balığa çıkmayı istiyormuş.

“Demek balık çok burada. Günde kaç saat çalışıyorsun? ”

“Sabah çıkıyorum, öğlene kadar çalışıyorum”

“Öğlene kadar mı?”

“Evet” demiş balıkçı.

“Peki öğleden sonra ne yapıyorsun?” demiş ihtiyar adam.

“Öğleden sonra da, dinleniorum, ailem ve arkadşlarımla zaman geçiriyorum.”

“Tembelik ediyorsun yani” demiş bıyık altından gülerek yaşlı adam.

“Tembellik mi? Yoo..

O sırada, iş adamın evine ulaşmışlar. Bahçeyi geçip evin kapısına gelmişler. Balıkları derin dondurucuya koyup tekrar bahçeye çıkmışlar. Yaşlı adam parayı balıkçıya vermiş. Sonra yaşlı iş adamı bu iyi kalpli balıkçıya bir iyilik yapmaya hatta belki de balıkçıyı zengin bir adam yapmaya karar vermiş.

Eh ne de olsa bu güne kadar yüzlerce adama yüzlerce kere tavsiyelerde bulunmuş, yüzlerce konferansta gözlerinin içine bakan genç öğrencilere ve genç girişimcilere fikirlerini anlatmıştı. Bu balıkçı da artık bunu hak etmiş olmalıydı. Belki de bir gün zengin bir balıkçı olarak karşısına gelecekti ve siz bayım, hayatımı değiştirdiniz diyecekti. Yaşlı iş adamı ise, mağrur bakışlarla, kaderini değiştirdiği yüzlerce zengin kişiye baktığı gibi bakacak, “Ben bir şey yapmadım, sadece kendi potansiyelinin farkına varmanı sağladım diyecekti.

Oysa, yaşam ironik süprizlerle doludur ve hayata kendi penceresinden bakan kişilere bu süprizleri sunmaktan pek ustadır. Yani öykünün sonunda kimin zengin, kimin ise fakir olacağına hayatın kendisi karar verir.

Yaşlı adam, balıkçının parasını verdikten sonra, “Hele şurada bir soluklanalım” demiş bahçedeki kamelyayı göstererek. “Sana anlatmak istediğim bazı şeyler var. Daha çok gençsin ve önünde uzun bir ömür var”

Balıkçı, ihtiyar adamın teklifine şaşırsa da, adamın ses tonundaki yardımseverlikten ve meraktan kamelyaya oturup adamı dinlemeye başlamış.

“Günde kaç kilo balık tutuyorsun” demiş yaşlı adam.

“On veya onbeş kilo” demiş adam.

“Demek tam gün çalışsan otuz kırk kilo balık tutacaksın. Vay canına, burada balık gerçekten çok. Bu ciddi bir rakam.”

“Nasıl yani! Anlamadım” demiş balıkçı.

“Ayda yirmibeş gün balığa çıksan. Yirmibeş çarpı onbeş o da eşittir üçyüz yetmiş beş kilo eder. Bir ayda teknene bir motor alırsın ve tutacağın balık miktarı da iki katına çıkar.”

“İyi de bu ne işime yarayacak ki” demiş balıkçı.

“Sen beni anlamadın galiba. Sonra bir kaç ayda ikinci bir tekne ve motor alırsın. Hatta büyük bir motor alırsın.”

“Peki o kadar motoru kim kullabacak. Bir balıkçıyım ben!” demiş balıkçı şaşkın.

“Demek yavaş yavaş anlamaya başladın. İşte burası çok önemli. Artık patronluğa adım atıyorsun. Bir kaç adamı yayına alacak ve onları çalıştırmaya, diğer tekneleri onlara kullandırmaya ve daha çok balık tutmaya başlayacaksın.”

“İyi de bu kadar balığı ne yapacapım. Onu anlamadım! Burada kimse o kadar çok balığı yemez ki!”

“Üstüne iyilik sağlık. Hiç güleceğim yoktu. Geniş düşüneceksin, ileriye doğru geniş bakacaksın. Şimdi, o balık satışından ayırdığın parayla bir soğuk hava deposu kuracaksın. Belki biraz kredi de alman gerekebilir. Neyse, balıkları orada depolayacak ve anlaştığın bir lojistik firmasıyla balıkları istanbula göndereceksin.”

Balıkçı, yaşlı adamı hayretle dinliyormuş. Ona “Peki sonra ne olacak?” demiş.

“Sonra mı? Gördün mü, her şey kendi kendine oluşuyor. Eğer ipin ucunu yakalarsan ve doğru zamanda doğru hamleyi yaparsan turnayı gözünden vurursun. Deken işleri iyice büyütecek ve daha büyük motorlar alacak ve filonu genişleteceksin. Sadece bu kasabada değil, bu kente iş yapmaya başlayacaksın.

“O zaman o soğuk hava depoları da yetmeyecek. Sonra ne olacak o kadar balık. Helak mı olacak?” demiş balıkçı.

“Bak, her sorun bir fırsat aslında. Sorular, fırsatların kapılarıdır. Yeter ki doğru soruyu sormasını bil. Balık çoğalınca, bir balık işleme fabrikası kuracaksın. Konservesini yapacak, yağını çıkaracak, tüm ülkenin en iyi balık firmasının sahibi bile olabilirsin.”

Balıkçı, kendini koca fabrikanın patronu olarak düşlemiş. Yüzlerce işçi, yüzlerce balık. Yavaş yavaş üzerine bir ağırlık gelmeye başlamış. “İyi de bu benim ne işime yarayacak.

“Çok zengin olacaksın. İşi iyice genişletip tüm ege ve akdenizde bu tesislerden kuracak hatta karedenizde bile bu tesislerden açacaksın. Çok zengin olacaksın, çok ” demiş yaşlı adam. Anlatırken balıkçıyı da hayal ediyor ve onun o halinden keyif alıyormuş. Sanki kendi yükselişi ve şirketinin yükselişi gibiymiş balıkçının durumu.

“Çok zengin olmak ne işime yarayacak? Para her şey demek değil ki!” demiş balıkçı.

“Bak burada haklısın. Para bir süreliğine nefsini idare ediyor ama sonra paraya karşı köreliyorsun. Bu sefer, ün, başarı ve güç giriyor hayatına. Her yerde insanlar önünde iki büklüm oluyor. Bir sürü insan ağzından çıkacak tek kelimeye bakıyor. Her yere davet ediliyorsun. Yüzlerce binlerce iş adamı konferanslarda ağzından çıkcak o sihirli başarı kelimesine odaklanıyor. Gençler üniversitelerde ağzı açık seni dinliyor. Alında bunu sana anlatamam, yaşamak lazım.”

“Peki, tüm bunlardan sonra neler olacak?” demiş balıkçı.

Yaşlı adam, balıkçının meraklandığını ve hecesleniğini düşünmüş.

“Sonra şirketlerin büyüdükçe sen yaşlanacaksın ve dişinle tırnağınla kazandığın bu başarı imparatorluğunu emanet edecek birilerini arayacaksın. Bu aşamada iyi eğitimli çocukların devreye gircek ve şirketi onlara, başarıan başarı katsınlar diye devredecek onları uzaktan kontrol edeceksin. Onlardan emin olduğunda ise kenara çekilecek ve başarının tadını çıkarmaya başlayacaksın.” Burada biraz urmuş ve geniş bir soluk almış yaşlı adam.

“En tatlı kısım burası. Artık yaşlandın ve yoruldun. Belki de benim gibi yetmiş yaşına geldin. Artık şirketleri bırakıp güzel bir sahil kasabasında güzel bir ev, güzel bir motor alacak ve hayatının sonlarını bu muhteşem sahil kasabasında geçirecek ve hayatının son yıllarını mutluluk içinde geçireceksin.”

Balıkçı ihtiyar adama bakmış, bahçeden görünen denize bakmış.

İyi de ben zaten “Şu anda senin dediğini yapıyorum” demiş.

“Nasıl yani?” Demiş ihtiyar adam.

“Ben küçük bir balıkçıyım. Mutluyum. Bu kadar kazanmak bana yetiyor. Anlattığın şeyi zaten şu anda yapıyorum, o zaman dediğin şeyleri yapmama ne gerek var. Tüm bunları zaten şimdi yapıyorum. Mutluluğumu çalışma ve para karşılığı verip, en sonunda yıllar sonra o mutluluğa kavuşmaktansa, şimdi yaptığım gibi daha mutlu olabilirim değil mi? Bunun için çok paraya ihtiyacım varmı?”

İhtiyar iş adamı bir anda, yıllarının nasıl gittiğini, nasıl kendisini yıprattığını, daha da önemlisi amaç ve aracı birbirine nasıl karıştırdığını fark etmiş.

“Sen benden daha zenginsin balıkçı. Böyle devam et.” demiş iş adamı.

Balıkçı ihtiyar adama veda edip, sahile doğru yürürken, ihtiyar iş adamı, gelecek haftaki konferansında söyleceği ve herkesi etkiyecek o sözleri aklından geçiriyormuş.

“İş amaç değildir. İş daha mutlu yaşamak için bir araçtır. İşinizi severseniz, bu araç daha iyi çalışır. Amaç, mutlu bir yaşam sürmektir. Amaç gideceğiniz yerdir. İş sizi gideceğiniz yere götüren ve yolda sizi taşıyan araçtır. Asıl önemli olan sizi taşıyan araba değildir. Önemli olan varacağınız yer yani mutluluktur. Bazı insanlar araca o kadar çok odaklanırlar ki nereye gideceklerini unutup kaybolup giderler”

Öykü böyle sona eriyor. Ne zaman işi(aracı) amaç yapmış ve hırsa boğulup başarısızlığa doğru giden kişiler görsem bu öyküyü anlatasım gelir. Başarının anahtarı araç ve amacın karışmamasıdır. Yoksa iş hayatında başarı kısa süreli olacak, hırs inanılmaz bir boyuta gelecek ve ardından yıkım gelecektir. Başarıya bazen balkçının gözünden bakmamız gerekiyor. Son derece basit değil mi! “İyi de bu ne işime yarayacak?” diyen balıkçı olmak gerekiyor galiba.

Ve araca(işe) de iyi bakmayı öğrenmeliyiz. Onu sevmeden mutluluğa ulaşmak da imkansız olacaktır çünkü. Sadece arabanın etrafında çok oyalanıp varacağı yeri unutmamalı insan. (R)

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (18 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 1 yorum var
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, Kişisel Gelişim, Başarı

Y kuşağı ve İnsan Kaynakları

12 04 2008

yvik123.jpg

Sanayi devrimi, sert ve tepeden yönetim gerektiriyordu. Baskıcı bir çalışma düzeni ve makineleşmiş insanlar vardı. (Makineler, insanların yerini alıyordu, insanlar bu açığı kapatmak için makinelerle uyumlu ve makinelere benzer şekilde çalışmaya başladılar. Derken sanayi devrimi Tofler‘in Zenginlik devrimine bıraktı yerini. Ve inanılmaz bir bilgi devrimi yaşamaya başladık.İnsan Kaynakları, tıpkı pazarlamacılar gibi, Z ve Y kuşağı ile yakından ilgilenmeli. 3. Dalga olarak bilinen Bilgi Toplumu yavaş yavaş oluşmaya başladı bile. Bununla birlikte müşteri istekleri daha da artı. Bu da donanımlı personel demek. Donanımlı personel ise genellikle şu anda Y kuşağından(1977-1994 doğumlular) oluşuyor.

Gelelim Y kuşağının bazı bilinen özelliklerine.

  • Çok kanallı TV ile büyümüşler, internet’i tanıyıp hemen adapte olmuşlar.
  • Uzun süreli sadakat göstermeyen ve kolay kolay tatmin olmayan bir yapıya sahipler.
  • Kendilerinde ve işvereninden beklentileri oldukça yüksek
  • Eğitimin ve öğrenmenin sürekli olmasına inanıyorlar, şirket içi eğitimleri önemsiyorlar
  • Sorumluluk almaya çok hevesliler ve hemen kendilerini ispat etmek istiyorlar
  • Kendini ve tercihlerini rahatlıkla ortaya koyabiliyorlar, daha girişimciler.
  • Rahatlarına düşkünler, çalışmayı ve sosyalleşmeyi pek sevmiyorlar.
  • Direkt emir almaktan ve ast olmaktan hoşlanmıyorlar.
  • Yüksek otorite karşısında çok rahatsız oluyorlar, daha esnek ve anlayışlı patronlar/yöneticiler istiyorlar
  • Kendi fikirlerine çok önem veriyorlar ve fikirlerinin mutlaka sorulmasını istiyorlar.
  • İleriye dönük olarak eski kuşaklara göre daha hırslılar, çok çabuk yükselmek istiyorlar.

Şu anda özellikle hizmet sektöründe büyük bir Y kuşağı gurubu çalışıyor. Yöneticileri ise X kuşağı. O yüzden çoğu şirkette personel devir hızı giderek yükseliyor. Daha otoriter olan X kuşağı yönetici Y kuşağı çalışanını çabuk küstürüyor ve devir hızı yükseliyor.

Y kuşağının sabretmeyi ve beklemeyi bilmemesi de bu devir hızını yükseltiyor. Varlıkla büyüyen Y kuşağı fazla sabırlı olamıyor çünkü yokluğu neredeyse hiç yaşamıyor. Bu da Y kuşağının en büyük dez avantajı.

Devir hızını düşürmenin tek yolu ise Y kuşağını anlamaktan geçiyor. “Otorite” kelimesini çöpe atmak gerekiyor. Daha arkadaş gibi ve daha “Kazanan takım” odaklı olmak gerekiyor. Onların isteklerini anlamak, istedikleri başarıyı almalarına destek olmak ve bu desteği verirken onun işe katkısını sağlamak gerekiyor. Aşağıda, iki örnek yönetici diyaloğu var. Sizce hangisi Y kuşağı çalışanı daha başarılı bir çalışan haline getirebilir?

A: “Görevini başarı ile yerine getirmek istediğini biliyorum. Kariyerinde yükselmek istiyorsun ve şirkete yaptığın katkılar neticesinde, kariyerin için elimden geleni yapacağım. Bunun için senin bölümümüzün başarısına katkı yaparak kendini göstermeni sağlayacağım. En başarılı bölüm biz olacağız ve bu senin de önününü açacak”

B: “Emirlerimi yerine getirirken çok isteksizsin. Burada patron benim, sana çalışmayı ve emirlere uymayı öğreteceğim. Bu bölümde daha sözümün dışına çıkan biri olmamıştır. Kendi başına hareket etme, bi şey yapmadan mutlaka bana sor!”

Tabi ki A kişisi daha başarılı bir yönetici olacaktır ve Y kuşağı ile iletişimi daha iyi olacaktır.

İnsan kaynakları, Y kuşağı çalışanlarının başarılı olmasını istiyorsa, öncelikle X kuşağı veya daha önceki kuşaklardan olan yöneticilerine, Y kuşağı personelini iyice anlatmalı ve onları Y kuşağını yönetecek biçimde geliştirmeli. Yoksa ne yaparsanız yapın, Y kuşağını mutlu edemezsiniz. Belki de önce İnsan Kaynakları “Y kuşağı çalışanlar”ı gündemine almalı. Tıpkı pazarlamacılar gibi, Y kuşağını kazanmanın yollarını aramaya başlamalı.

Y kuşağı çalışanları kazanma konusunda çalışma yapan/yapacak İnsan Kaynakları departmanları, şüphesiz şirketlerine çok şey katacaklardır.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (14 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : Henüz yorum yok
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, Başarı

İş hayatında başarılı olmanın yolları

29 03 2008

ihbos.jpg

İş hayatında ne yaparsak yapalım, ya da daha geniş bakacak olursak, hayatımızda ne yapacaksak yapalım, hep başarılı olmaya çalışırız. Başarı çoğu kişinin hayatında, para ya da verilecek ödüllerden daha değerlidir. Peki başarılı olmanın yolları var mıdır? Hatta bunu beş maddeye indirip, bunları uygularsanız başarılı olabilirsiniz, diyebilir miyiz? Cevap kesinlikle “hayır”dır.

Eğer, böyle basit yollar olsaydı herkes başarılı olurdu. Ama herkes başarılı olamıyor. Emin olun, bunu sağlayacak bir kitap da henüz yazılmadı. Yazıldığı iddia ediliyorsa da doğruluğundan şüphe etmek gerekiyor. Yani insanı 5 dakida başarılı yapacak bir formül yok.

Bunun en büyük nedeni, insanların kişilik olarak farklı olması ve kendilerine ait bir karakter yapılarının olması. Doğal olarak bu da farklılığı getiriyor. Hepsine bir başarılı kuralı verip, hepsinin başarılı olmasını sağlamak imkansız.

Başarı kişinin yapısına göre değişecektir. Şu soruyu sormak gerekiyor. Ben nasıl başarılı olurum? Bu sorunun cevabı ise soruyu soranda yatıyor. Nasıl başarılı olacağını sadece kişinin kendisi bilebelir. Resim yapmaktan çok hoşlanan ve çok güzel çizimleri olan bir ilk okul öğrencisi düşünün. Bu çocuk liseye geçtiğinde matematiği ve fiziği hiç sevmeyebilir ve okulda başarısız bir öğrenci olabilir. Bu durumda, bu çocuğu tembel ve zeki değil diye suçlamak mı lazım?

Seçenek 1: Evet suçlayın, düz liseye gönderin ve başarısız olup üniversiteye bile gidemesin. Yaşamını da başarısız bir birey olarak geçirsin. Toplum onu hep başarısız olarak görsün ve silik bir birey olarak hayatını tüketsin.

Seçenek 2: Bir öğretmeni çocuğun mükemmel çizim yeteneğini fark etsin ve ailesini etkileyerek onu sanat lisesine göndersin. Çocuk oradan üniversiteye gitsin, güzel sanatlar okuyup, ülkenin en uçuk ve ünlü tasarımcısı olsun. Toplum onu bir idol olarak görsün. Tasarımlarıyla binlerce insanı etkilesin.

Demek ki başarılı olmak için doğru zamanda doğru hamleyi yapıp, doğru yerde olmak gerekiyor. Belki de şu anda kendini başarısız sanan bir sürü insan aslında çok çok başarılı olabilirler. Başarı yolunu kaybeden insanlar, onu nasıl yeniden bulabilir?

Eğitimlerde hep söylerim. “Çok çabuk pes ediyoruz. Çok çabuk vaz geçiyoruz” Hiç mücadele etmiyoruz. Zekiyiz ama tembeliz. Savaşkan değil, edilgeniz. Mükemmel fikirlerimiz var ama bu fikirleri anlatacak kadar özgüvenimiz yok. Bu fikirleri gerçekleştirecek yüreğimiz yok. Birileri başarmaya çalıştığında da onu engellemeyi, olmaz demeyi seviyoruz. Oluru değil, olmazı önemsiyoruz.

Zaman öldürmekte ustayız. Zamanı kullanmakta ise çok acemiyiz. Bakıyorsunuz, zaman akıp gidiyor, istedikleriniz olmamış, hayat akıp gitmiş, başarısız olmuşsunuz. Hiç birşey yapmadan öylece suyun akışına kapılmış giden binlerce insan var etrafımızda. Başarmaktan vaz geçmiş, yapabileceği hiç bir şey olmadığını sanan insanlar. Gerçekten acı bir tablo!

Bir kural varsa, o da şudur. “Başarı için, denemekten asla vazgeçmeyin.” Gerçekten kendinize inanıyorsanız, başarabilirsiniz. Yaptığınız işe ve yeteneğinize inanıyorsanız, eninde sonunda başaracaksınız. 4. de değil, belki de 10. denemenizde gelecek bu başarı. Burada başarısız denemeleri göze almak gerekiyor, yılmamak, çökmemek, usanmamak gerekiyor. Beş yere iş başvurusu yaptıktan sonra tüm ümidini kaybetmektense, beş iş yerine daha başvurmayı göze alıp, başarıyı yakalamak daha kolay olabilir ve hayatınızın geri kalan kısmı bir anda değişebilir. Çevreniz, başarınızda/başarısızlığınızda yönlendirmeleriyle üzerinizde ciddi etkiler oluşturabiliyor. Ama asıl güç sizde yani içinizde.

Başarı dışımızdaki kafes tarafından sınırlandığı kadar, kafamızın içindeki kafes tarafından da sınırlanıyor.

“Bir kuşu kafesten çıkarmak, çoğu kez, kafesi kuşun kafasından çıkarmaktan daha kolaydır”

Kafadaki kafeslerden, kendi kendinize koyduğunuz “yapamazsın” sınırlarından kurtulmak, başarıya giden yolda ilk adım olabilir. Dıştaki engellerden önce, içinizdeki engelleri aşmalısınız. İçinizdeki kafesten kurtulursanız dışınızdaki engelleri aşmanız daha kolay olacaktır. Gerisi, hayatınıza yön verebilme gücünüze ve cesaretinize kalmış. (R)

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (20 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 2 yorum var
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, Kişisel Gelişim, Başarı

Büyük fikir nasıl bulunur? The Big Idea

1 12 2007

14 Kasım 2007′de MediaCat tarafından düzenlenen The Big Idea konferansındaydım. Konferansın ana konusu, “Büyük fikir nasıl bulunur” du. Tüm konuşmacılar, bu konu etrafında odaklanan güzel sunumlar yaptılar. Konferanstan aklımda kalanları ve aldığım notların bir kısmını uzun bir yazıyla, buraya yazmak istiyorum.

Konferans, MediaCat yayın yönetmeni Pelin Özkan’ın hoşgeldiniz konuşmasıyla başladı ve Vuslat Doğan Sabancı’nın açılış konuşması ile sürdü. “Lider olduğunuz zaman yapabileceğiniz hatalardan korkuyorsunuz” dedi ve bazen ikinci olmanın avantaj olabileceğini söyledi.

ImageShack

Konferansın temasına biraz ters düşse de ilginç bir şey söyledi Vuslat D. Sabancı.”Sürekli büyük düşünerek, sıradan fikirleri boşa mı saydık” dedi. Aslında büyük düşünürken sıradan fikirler bazen gözden kaçmayabiliyor. Mesela MP3 player sıradan bir fikir. 400 dolarlık bir MP3 player yapacağım ve satacağım deseniz, kimse size inanmaz. Oysa Apple bu sıradan fikri aldı ve IPod olarak 400 dolara sattı. Yani sıradan fikirler de büyük fikre dönüşebiliyor, yeter ki geniş bir bakış açısına sahip olalım.

V.D.Sabancı “Ekmek artık küçük taşların altında” dedi. Artık büyük taşlar sahiplenildi ve küçük taşlara da sıra geldi demek istedi. Benim aklıma gelen ise Niş Pazarlamaydı. Daha niş alanlara yönelmek ve onların altına bakmak gerekiyor. Mesela yeni bir alışveriş merkezi açmak sıradan bir fikir ve büyük taş. Ama sadece peynir satılan 600 m2′lik bir mağaza açmak ve sadece yüzlerce peynir çeşidini satmak küçük taş, yani niş pazarlama daha karlı olabiliyor.

Bazı klasik fikirlerin de büyük fikir olduğunu ve sıradışı fikirler bulacağız diye onları es geçmemek gerektiğini söyledi. “Geleneksel medyanın internete yatırım yapması klasik bir fikir gibi görünüyor değil mi?” dedi. “Ama bana internet liginde geleneksel bir medya şirketi gösteremezsizin. Bağımsız haber siteleri var daha çok.” dedi. Hürriyetin internete daha çok yatırım yapacağını ve global arenada yatırımlarını sürdüreceğini söyledi.”Bazen, sıradan fikirler de büyük başarılar getirebilir. Ama ne olursa olsun, doğru bildiğiniz fikre sıkı sıkı sarılın ve ondan vaz geçmeyin ” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

ImageShack

Sonraki konuşmacılar, Serdar Erener ve Turkcell’in kurucusu Murat Vargı idi. “Vakti gelmiş bir fikirden daha güçlü bir şey yoktur” isimli soru cevaplı sunumları, oldukça etkileyiciydi. Murat Vargı “Biz Turkcell’i bir telefon şirketi veya telefon operatörü olarak tanımlamadık” dedi. “Turkcell, bir iletişim şirketidir” dedi. Turkcell’i kurmasında, vakti zamanında telefon alt yapısının yetersizliğinden dolayı kaçırdığı işlerin de etkisinin olduğunu söyledi. Bir gün Bulgaristandan bir ihale için mal getirmesi gerekiyormuş. Ankaradaki santrali arayarak telefonu bağlatmaya çalışmış. Ama 3 gün boyunca, hatlar boşalmamış ve Bulgaristanı bağlatamamış. İşi kaybetmek üzereymiş ve arabasıyla kalkıp istanbuldan Bulgaristan’a gitmiş, siparişi orada vermiş ve işi böyle halletmiş. O günden bu güne iletişimin ne boyutlara vardığını düşününce bayağı aşama kaydedildiğini gösteriyordu bu örnek.

“Fikri bulmak önemli ama bu fikri zamanında uygulayabilmek daha da önemli.” dedi Murat Vargı. Nokia’nın aslında plastik çizme ve boru ürettiğini ama cep telefonunun geleceğini fark ederek bu işe yöneldiğini ve şu andaki Nokia haline geldiğini anlattı. Turkcell’i kurarken hissedar şirket bulmakta çok zorlandıklarını ama yine de hisse oranını %51 Türk, %49 yabancı şeklinde dengelediklerini, hissedarlarının bile Turkcell’den bu performansı beklemediklerini söyledi.

Gençlere tavsiyeleri ise şuydu : ” İş dünyasında network’ünüz iyi olsun. Mutlaka çeşitli sektörlerdeki insanlarla tanışın, ne kadar çok bağlantınız olursa, sizin için o kadar faydalı olur.”

Sahibi olduğu MV Holding’in şu anda teknolojiye odaklandığını ve Semantik arama yapabilen Hakia arama motoruna yatırım yaptıklarını açıkladı. İlerleyen yıllarda internette oluşacak bilgi istilasından Semantik arama motorlarının daha başarılı çıkacağını söyledi.

Serdar Erener ise “Reklamcılıkta sürü pisikolojisine kapılmanın tehlikeli olduğunu, bazen herkesin yaptığını yapmanın zarar getirebileceğini, Türk toplumunun, yabancılara göre, hala reklamlardan çok etkilendiğini, o yüzden reklamların önemli olduğunu söyledi. “Reklamcınızdan çok fikirlerinize veya fikir üreten yöneticilerinize değer vermeniz daha önemli” dedi.

Sonraki konuşmacı, Karpat Polat ise “Doğru kullanılan büyük fikir ve yaratıcılık, 1 reklamla 10 reklamlık iş yapmaktır” dedi ve bu tarzdaki reklam filmlerinden bazı örnekler verdi.

ImageShack

Joel Saltzman* ise, büyük fikir bulmanın yollarını anlattı. “Beklenmeyeni umut edin!” dedi Saltzman. Bir örnekle bunu şöyle anlattı. “Yeni bir kilit mi yapmak istiyorsunuz. O zaman bildiğiniz iyi bir kilidin özelliklerini bir yere, madde madde yazın. Sonra bu özellikleri tam tersine çevirin veya bozun. Buradaki amacımız şu: Kesin olarak doğru saydığımız bazı şeyler yeni fikirler bulmamızı engeller.” Daha sonra da yeni çıkan bir kilit türünün nasıl başarıya ulaştığını anlattı. Bu kilitte kılasik şifreli kilitlerde yer alan sayı şifresinin yerine harf şifresi kullanılmış. Yani sevdiklerinin isimlerini de verebiliyorlarmış şifre olarak. Böylece bu şifreli kilit, benzerlerinden farklı olmuş. Bu kilit, klasik 4 veya 6 şifrelik kilitlerin, şifresinin sayı olması gerektiği kuralını yıkmış.

“Büyük fikri bulmak için denemekten vazgeçmeyin, çok çabuk vazgeçiyoruz veya yenilgiyi çok çabuk kabul ediyoruz, bu yüzden de büyük fikirleri bulmakta zorlanıyoruz” dedi. Büyük fikirlerin hemen gelmesi gerekiyormuş gibi bir yanılsamaya düştüğümüzü, fazla denemediğimizi ve “Bulamadım, yapamadım, olmadı, olamaz” kelimelerini toplum olarak çok kullandığımızı biliyordum. Demek ki sürekli denemek gerekiyor. Saltzman, bunu bir zar örneği ile gösterdi. “6′yı bulmaya çalışmak zordur ama birkaç denemeden sonra 6 gelir.” Açıkçası, büyük fikirler bulmak için yılmamak gerektiğini, denemeye devam etmek gerektiğini hatta çoğu zaman büyük fikrin, tam da artık her şeyin bittiği ve umutsuzluğa gelindiği o anda ortaya çıktığını anlattı.

“Dene, dene, dene, tekrar dene, dene, bir daha dene, bingo!” Sürecin böyle işlediğini, vaz geçmememiz gerektiğini, yılmadan usanmadan çokça deneme yaparsak, aradığımıza ulaşabildiğimizi söyledi.

Bazen de iyi fikir bulmak için soruyu veya problemi tersine çevirmek gerektiğini anlattı. Bunu bir örnekle açıklamak istiyorum. Mesala iyi bir araba yapmak istiyorsunuz. Soru “İyi bir araba nasıl olur?” Şüphesiz bu soruya verilecek yüzlerce cevap var belki de ama soruyu tersine çevirdiğinizde yani “Kötü bir araba nasıl olur?” dediğinizde, cevaplar daha da azalacaktır. Muhtemelen, şu anda piyasada olan arabaların en kötü ve çözümlenemeyen özellikleri ortaya çıkacak ve size yeni bir araba için ilham verecek. Kötü bir araba nasıl olur? 1- Uzun yolculuklarda insanı yorar. 2- Karda tekerleri kayar. 3- Kaza anında kişiyi korumaz, 4- Koltuk kumaşı çabuk kirlenir ve yıpranır, 4- İçi sıkışık olur… Cevaplar aslında iyi arabada olması gereken özellikleri gösteriyor. Mesela bu cevaplara istinaden, karda kaymayan bir araba yapabilirseniz, büyük bir fikir bulabilirsiniz. Saltzman son olarak “Her zaman sorunları bulmayın, daha çok çözümleri bulun” dedi. Joel Saltzman gerçekten ilham verici bir konuşmacı. Yukarıda anlattıklarım fikirlerinin aklımda kalan kısmıydı. Daha çok bilgi sahibi olmak istiyorsanız kitabını mutlaka okuyun.

ImageShack

Bir diğer konuşmacı, reklam dünyasının ünlü ismi MARKA’dan Hulusi Derici’ydi. Hulusi Derici sunumunda, “Büyük fikirler, basit fikirlerdir” dedi ve şunlara değindi: Basit derken, ucuz ve kalitesizi değil, sade ve anlaşılabilir olmasını kastediyorum. Atasözlerimizin çok basit, bu yüzden hem öğretici hem de akılda kalıcılar. Şirketlerin karmaşık ve büyük vizyonlarının bu yüzden anlaşılmıyorı, çünkü çok karmaşıklar ve personel sadece vizyona uzaktan bakıyor.” Ayrıca, çoğu yöneticinin karmaşıklığa hayran olduğunu, kalın kalın raporların değer gördüğünü, oysa bunları kimsenin okumadığını, tek sayfalık bir raporun pek ciddiye alınmadığını anlattı. “Sanıldığının aksine, basit olmak hiç de kolay değil, tam tersine basit olmak çok zor. ”

Hulusi Derici, bazen marka reklamları ile kategori reklamlarının birbirine karıştığını güzel bir örnekle anlattı. Mesela kahve bir kategori, Cafe DelMondo ise bir kahve markası. Oysa ödül alan bu reklam, satış artırıcı değil. Çünkü, ayırdedici bir şeyi anlatmıyor. Zaten tüm kahveler uyku açar. Reklam güzel ama markayı hatırlatmıyor. Reklam yaparken buna dikkat etmek gerektiğini söyledi.

Konferanstan erken ayrılmam gerektiğinden ve konferans biraz da geç başladığından son 2 konuşmacıyı dinleme fırsatım olmadı. Büyük fikirlerin raslantısal olmadığı, çalışarak ve deneyerek ancak büyük fikirlere ulaşılabileceği, büyük fikirlerin birden gelen ilhamlar olarak algılanmaması gerektiği bence koferansın ana fikri gibiydi. Büyük fikirler sizin iş hayatınızda da önem taşıyorsa, konferansta gördüğüm şu kitabı ve şu kitabı mutlaka alıp okumanızı ve hatta başucu kitabınız yapmanızı tavsiye ederim.

İyi düzenlenmiş, konuşmacıları oldukça özenle seçilmiş, ana temasına uygun sunumların olduğu, güzel bir konferanstı. Düzenleyen ve emek veren herkesi tebrik ederim.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (17 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 4 yorum var
Kategori : Farkındalık, Yeni İş Fikirleri, Pazarlama İletişimi, Başarı, Kitap

Başarı yolunda ilk adım

5 06 2007

Gecenin karanlığında İstanbul’dan Ankara’ya doğru ilerleyen bir araba düşünün. Farlar ancak birkaç yüz metreyi göstermesine rağmen, karanlığın içinde İstanbul’dan Ankara’ya kadar gitmenizi sağlar.

Çünkü ilerlemek için sadece 200 metreyi görmemiz yeterlidir.

Bu aslında hayatın önümüze nasıl açıldığını anlatıyor. Birbirini izleyen 200 metrelik karanlık yolun sırayla önümüze açılacağına güvendiğimiz takdirde, hayat bizim için açılmayı sürdürecek ve sonunda istediğimiz neyse, bizi o hedefe doğru götürecektir. Çünkü biz böyle isteriz. Bu konuda evrene, kendimize ve yaşadığımız hayata inanmamız gerekiyor.

İnanma yolunda ilk adımı atın, bunun için merdivenin tamamını görmeniz gerekmiyor. Sadece ilk adımı atın, başarı o ilk adımla başlar.

Merdivenin tamamını görmeye çalışırsanız, o ilk adımı hiç atamazsınız. Başarı, birden bire ve topluca değil, parça parça geçilerek ulaşılacak bir yoldur.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (11 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 4 yorum var
Kategori : Kişisel Gelişim, Başarı, Pazarlama

Sponsor

     

Yeni Yazılar

  • Pazarlama, Pazarlama öğrencileri, Kotler v.s.
  • Ev konseptinin önlenemez yükselişi
  • Balıkçı ile yaşlı iş adamının öyküsü
  • Y kuşağı ve İnsan Kaynakları
  • İş hayatında başarılı olmanın yolları
  • Sıkılan erkekler satışları nasıl yükseltir?
  • Mutluluk ve sen
  • Yeni İnsan Kaynakları veya İ.K. 2.0.
  • Pazarlama ve Karnaval
  • Kariyer sitelerinden yapılan hatalı başvurular
  • Ürün geliştirme ve hizmet geliştirme?
  • Sunum hazırlarken nelere dikkat etmeli?
  • Büyük fikir nasıl bulunur? The Big Idea
  • Gelişen teknoloji ve yeni iş fırsatları
  • Tersine akıl hocalığı ve genç çalışanlar

Son Yorumlar

  • Kotler ve bir pazarlama öğrencisi yazısı için HAKAN DEMİR tarafından yapılan yorum
  • Kotler ve bir pazarlama öğrencisi yazısı için K.Can tarafından yapılan yorum
  • Pazarlamacı olmak ya da olmamak yazısı için ECEM ÇOBANOĞLU tarafından yapılan yorum
  • Kotler ve bir pazarlama öğrencisi yazısı için Umut tarafından yapılan yorum
  • Sıkılan erkekler satışları nasıl yükseltir? yazısı için Bahadir Kotan tarafından yapılan yorum
  • İş hayatında başarılı olmanın yolları yazısı için akasya billur tarafından yapılan yorum
  • Balıkçı ile yaşlı iş adamının öyküsü yazısı için Ergün Özyurt tarafından yapılan yorum
  • Pazarlamacı olmak ya da olmamak yazısı için orçun(kitapcı) tarafından yapılan yorum
  • İş hayatında başarılı olmanın yolları yazısı için aylin tarafından yapılan yorum
  • Ürün geliştirme ve hizmet geliştirme? yazısı için mustafa tarafından yapılan yorum

Kategoriler

  • Başarı
  • Blog
  • Eğitim
  • Farkındalık
  • İnovasyon
  • İnsan Kaynakları
  • İnteraktif Pazarlama
  • internet
  • Kişisel Gelişim
  • Kitap
  • Marka
  • Mobil Pazarlama
  • Niş Pazarlama
  • Pazarlama
  • Pazarlama İletişimi
  • Sunum
  • Tasarım
  • Womm
  • Yeni İş Fikirleri
  • Yeni Trendler

Arşiv

  • Mayıs 2008
  • Nisan 2008
  • Mart 2008
  • Şubat 2008
  • Ocak 2008
  • Aralık 2007
  • Kasım 2007
  • Eylül 2007
  • Temmuz 2007
  • Haziran 2007
  • Mayıs 2007
  • Nisan 2007
  • Mart 2007
  • Şubat 2007
  • Aralık 2006
  • Kasım 2006
  • Ekim 2006
  • Eylül 2006

Popüler Yazılar

  • Yeni İnsan Kaynakları veya İ.K. 2.0.
  • Gerçekten de her şey bitti mi?
  • Bir fincan kahve ile tatile çıkılır mı?
  • EcoHanger, yeni fikirler ve pazarlama
  • Büyük marka ve zeki marka
  • Pazarlamada karar süreci ve digg sistemi
  • Pazarlama, Pazarlama öğrencileri, Kotler v.s.
  • Sıkılan erkekler satışları nasıl yükseltir?
  • Kotler ve bir pazarlama öğrencisi
  • Mutluluk ve sen

Meta

  • Giriş
  • Yazılar RSS
  • Yorumlar RSS

Stat


| Kullanım Koşulları | Gizlilik Bildirimi | Design | Wordpress