Archive for category: Farkındalık

Tecrübe nedir ve Kariyerimizi nasıl etkiler?

Tecrübe nedir ve Kariyerimizi nasıl etkiler?

Bazı şeyleri yaşamadan öğrenemeyiz, bunlar eğitimin bile işe yaramadığı anlardır. İnsan bazen bir olayı kendisi yaşamadan anlayamaz. Kariyer de bazen böyle bir şeydir. Yaşamadan, öğrenemeyeceğimiz çokça şey vardır. Başarısızlıklar, yanlış davranışlar, hatalı iletişim tarzları tecrübeyi şekillendiriyor gibi görünür. Buraya kadar her şey biliniyor. Çok fazla bilinmeyen ise bu durumlardan neler öğrenileceği ve bu durumlar karşısında nasıl davranılacağıdır.

Tecrübe insanın başına gelen kötü bir şey değildir. Önemli olan insanın başına gelen kötü şeyle ilgili ne yaptığıdır. Aldous Huxley

Huxley’in bu cümlesi ise hata sürecini tersine çevirmenin yolunu bize gösteriyor.

Daha fazla mutluluk için yedi kural

Daha fazla mutluluk için yedi kural

Mutluluk, herkesin aradığı ve varmak istediği nokta. Herkesin bir mutluluk arayışı var, kişiden kişiye farklı yollarla gidiliyor mutluluğa. Gerek özel yaşamımızda gerekse iş yaşamımızda mutluluğu arıyoruz. Sahip olmak istediğimiz şeye sahip olduğumuzda ise çoğu zaman mutluluk bitiyor ve biz yeni bir hedefe yöneliyoruz.

Tasarımcı Stefan Sagmeister hem bilinçli hem bilinçdışı türden basit ve keyifli bir sunumla mutluluk hakkındaki düşüncelerini paylaşıyor. Yılda on bin dolar kazanan insanlarla, yüz bin dolar kazanan insanların mutluluk derecelerinin şaşırtıcı bir biçimde aynı olduğunu, çünkü insanın yeni şartlara uyum sağlayarak ve alışarak, bu durumu normal karşıladığını belirtiyor. Stefan Sagmeister’in  hayat ve tasarım mutluluğu için belirlediği yedi kuralı, hayatında daha fazla keyif arayan herkes uygulamayı deneyebilir. Stefan Sagmeister ve mutluluğa farklı bir bakış açısı.

İşyerinde mutluluk ve ortak akıl

İşyerinde mutluluk ve ortak akıl

Yapılan araştırmalara göre çalışanların bir şirketten en büyük beklentileri, mutlu ve huzurlu bir çalışma ortamında çalışmakmış.  Altmış yıl çalışan birinin uyku ve çalışmak dışında kendine ayırdığı süre sadece on yıl. Yani tüm emekler, bu on yıl için. Bu on yılı artırmanın en etkili yolu ise huzurlu ve mutlu bir çalışma ortamında çalışmak ve çalışırken eğlenmek.

Sanayi Devriminden bu yana çok zaman geçti. Tüm çalışma biçimleri, İnsan Kaynakları politikaları ve hatta eğitim sistemi bile sanayi devrimine göre biçimlendirilmiş, askeri sisteme dayanıyordu. Son elli yılda bunlar değişmeye başladı. Bu yaklaşımların değişmesindeki en önemli etken ise Reklam ve Pazarlama daki gelişmeler. İlk başta müşterilere sunulan, memnuniyet ve mutluluk vaatleri, toplumsal beklentileri artırarak çalışan mutluluğu ve eğlenceli işler kavramlarını ortaya çıkardı. Bu durum eğitimden yönetime her şeyi değiştirdi. 

Bilimsel cahillik ve öğrenememek

Bilimsel cahillik ve öğrenememek

Bir konu hakkında uzman olmak için çok çalışmak ve öğrenmek gerekir.  Ama dünya dönmeye devam ettikçe, her şeyi bilmek mümkün değildir. Mutlaka yeni bir şeyler vardır. “Ben bu konudaki her şeyi biliyorum, bu işin uzmanıyım” diyen birisinden korkmak gerekir. Bu her şeyi biliyorum durumu “Bilimsel cahillik” tir.  Bazen çok bilmek cahilliğin en kötü biçimidir. Çok bildiğini sanırken burnun dibindeki olayı çözemez. Terzi kendi söküğünü dikemez durumu biraz. Oysa durum daha karmaşıktır.

Konuşmalarında çoğunlukla referans veren, doktora tezi gibi konuşan, bilimsel yazıların arkasına sığınan, konuları değişmez yasalara endeksleyen, duruma göre değişen davranışların farkında olmayan ve cümlelerinde Türkçe olmayan yabancı kelimelere sıkça yer veren  kişiler bilimsel cahilliğe çok yatkındırlar. Bu kişilerin bilgisi arttıkça, farkındalıkları azalır. Oysa bilgi artıkça farkındalığın artması gerekir eğer farkındalık artmazsa bilgi bilimsel cahillikten öteye gitmez ve karşılaşılan durumlar karşısında bir işe yaramaz.

Bu konuyla ilgili  çok güzel bir öyküyü aktarmak isterim.

Oryantasyon ve işe alıştırmada üç etkin yol

Oryantasyon ve işe alıştırmada üç etkin yol

Bazı kurumlar çalışanlarını yeni bir role alıştırmada başarılılar. Diğerlerinde ise çalışanların net birer iş tanımları bile olmadığından, işe alıştırma süreci, yüzmeyi öğrenmesi için çocuğu suya atmaya benziyor.Bu tür kurumlarda işi alıştırma sürecine yeterli dikkat gösterilmemekte.  Hatta yöneticiler için, çalışanlarını yeni görevlerine nasıl alıştıracaklarına ilişkin bir el kitabı bile çoğu şirkette mevcut değil.

Bu durumdaki yöneticilere, kurumlarının düzgün bir profesyoneli işe aldığı ve bu kişinin de olağanüstü bir performans ile yeni rolüne çabucak uyum sağlayacağını umut etmek haricinde fazla bir alternatif kalmıyor. Tabii bu beklentinin gerçekleştiği nadir durumlarda işler gayet yolunda gitmiş oluyor, ancak yeni bir göreve başlayan profesyoneller, ilk zamanlarda oldukça yüksek düzeyde direktif ve desteğe ihtiyaç duyuyorlar.

X, Y, Z kuşakları ve Kuşak Savaşları

X, Y, Z kuşakları ve Kuşak Savaşları

Son zamanlarda İnsan Kaynaklarında en çok konuşulan konulardan biri de kuşaklar. Özellikle Y kuşağı oldukça revaçta. Hangi konferansa baksam karşıma mutlaka bir Y kuşağı konusu çıkıp duruyor. Her zamanki gibi araç ve amacı karıştırdığımızı düşünüyorum. Burada amacı unutup araca yoğunlaşınca Y kuşağı, başarının önüne geçmeye başladı.

Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar, ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar…”

Yukarıdaki cümle Y kuşağı için mi yoksa Z kuşağı için mi söylenmiş? Yoksa X kuşağı için mi söylenmiş? Bazılarınız tam da bugünün gençleri için söylenmiş diyebilirsiniz. Aslında hiçbiri değil. Bu cümle, 2361 yıl önce M.Ö. 350 yılında Aristotales tarafından söylenmiş. O zaman ne Y Kuşağı ne de Z kuşağı vardı. Ama o zaman da gençler vardı. Kuşaklara ve kuşak çatışmalarına yukarıdaki bilgi çerçevesinden bakmak daha yararlı olacak…