• Ana Sayfa
  • Hakkımda
  • Abonelik
  • Kitaplık
  • Bağlantılar
  • İletişim

Balıkçı ile yaşlı iş adamının öyküsü

19 04 2008

byia.jpg

Bu güne kadar iş yaşamı hakkında duyduğum en şaşırtıcı öykülerden biri “Balıkçının öyküsü”dür. Basit bir hikayedir, sonu çok basittir ama o basitlik, amaç ve araç hakkında çok şey anlatır insana, şaşıp kalırsınız. Gelelim bu güzel öyküye. Öyküyü duyduğum şekilde aktaramasam da olabildiğince anladığım şekilde aktaracağım.

Bir zamanlar küçük bir sahil kasabasında, mutlu mesut yaşayıp giden, otuzuna merdiven dayamış, bir balıkçı varmış. Hergün sabah kalkar, kayığına atlar, denize açılır, öğlen güneşi tepeye çıkana kadar balık avlar, öğlen güneşi tepeye varmak üzereyken limana gelir, topladığı balıkları, hemen orada yapılan mezatta satarmış. Balıklardan kazandığıyla, ailesi ile birlikte mutlu yaşayıp gidermiş balıkçı.

Derken günlerden bir gün tam da mezat sırasında, iyi giyimli yaşlı bir bey balıkçının yanına gelmiş ve balıkların hepsini toptan almak istediğini, misafirlerinin İstanbul’dan geleceğini, onlara ikram edeceğini söylemiş. “Ne kadar istersin hepsine” demiş.

Balıkçı her gün mezatta satabileceği fiyatı söylemiş. Yaşlı ve iyi giyimli adam,

“Nee! Ben İstanbul’da bunun bir porsiyonuna bu parayı veriyorum! Sudan ucuz vallahi” demiş.

“Burada balık çok. O yüzden burada balık bu fiyata. İstanbulu bilemem” demiş balıkçı.

“Sana bir on kağıt versem, bunları eve kadar getirir misin? Gelirken arabayı getirmedim de!”

“Olur” demiş balıkçı ve balık kasasını aldığı gibi ihtiyar adamla yürümeye başlamış. İhtiyar adam büyük bir şirketler topluluğunun sahibiymiş. Şimdi şirketlerini oğluna bırakmış ve kendisini dünyayı dolaşmaya vermiş. Burası dünya turundan sonra uzun yerleşmek istediği ve emekliliğinin keyfini sürmeyi istediği kasabaymış. Yakın zamanda kendine bir motor almayı ve sık sık balığa çıkmayı istiyormuş.

“Demek balık çok burada. Günde kaç saat çalışıyorsun? ”

“Sabah çıkıyorum, öğlene kadar çalışıyorum”

“Öğlene kadar mı?”

“Evet” demiş balıkçı.

“Peki öğleden sonra ne yapıyorsun?” demiş ihtiyar adam.

“Öğleden sonra da, dinleniorum, ailem ve arkadşlarımla zaman geçiriyorum.”

“Tembelik ediyorsun yani” demiş bıyık altından gülerek yaşlı adam.

“Tembellik mi? Yoo..

O sırada, iş adamın evine ulaşmışlar. Bahçeyi geçip evin kapısına gelmişler. Balıkları derin dondurucuya koyup tekrar bahçeye çıkmışlar. Yaşlı adam parayı balıkçıya vermiş. Sonra yaşlı iş adamı bu iyi kalpli balıkçıya bir iyilik yapmaya hatta belki de balıkçıyı zengin bir adam yapmaya karar vermiş.

Eh ne de olsa bu güne kadar yüzlerce adama yüzlerce kere tavsiyelerde bulunmuş, yüzlerce konferansta gözlerinin içine bakan genç öğrencilere ve genç girişimcilere fikirlerini anlatmıştı. Bu balıkçı da artık bunu hak etmiş olmalıydı. Belki de bir gün zengin bir balıkçı olarak karşısına gelecekti ve siz bayım, hayatımı değiştirdiniz diyecekti. Yaşlı iş adamı ise, mağrur bakışlarla, kaderini değiştirdiği yüzlerce zengin kişiye baktığı gibi bakacak, “Ben bir şey yapmadım, sadece kendi potansiyelinin farkına varmanı sağladım diyecekti.

Oysa, yaşam ironik süprizlerle doludur ve hayata kendi penceresinden bakan kişilere bu süprizleri sunmaktan pek ustadır. Yani öykünün sonunda kimin zengin, kimin ise fakir olacağına hayatın kendisi karar verir.

Yaşlı adam, balıkçının parasını verdikten sonra, “Hele şurada bir soluklanalım” demiş bahçedeki kamelyayı göstererek. “Sana anlatmak istediğim bazı şeyler var. Daha çok gençsin ve önünde uzun bir ömür var”

Balıkçı, ihtiyar adamın teklifine şaşırsa da, adamın ses tonundaki yardımseverlikten ve meraktan kamelyaya oturup adamı dinlemeye başlamış.

“Günde kaç kilo balık tutuyorsun” demiş yaşlı adam.

“On veya onbeş kilo” demiş adam.

“Demek tam gün çalışsan otuz kırk kilo balık tutacaksın. Vay canına, burada balık gerçekten çok. Bu ciddi bir rakam.”

“Nasıl yani! Anlamadım” demiş balıkçı.

“Ayda yirmibeş gün balığa çıksan. Yirmibeş çarpı onbeş o da eşittir üçyüz yetmiş beş kilo eder. Bir ayda teknene bir motor alırsın ve tutacağın balık miktarı da iki katına çıkar.”

“İyi de bu ne işime yarayacak ki” demiş balıkçı.

“Sen beni anlamadın galiba. Sonra bir kaç ayda ikinci bir tekne ve motor alırsın. Hatta büyük bir motor alırsın.”

“Peki o kadar motoru kim kullabacak. Bir balıkçıyım ben!” demiş balıkçı şaşkın.

“Demek yavaş yavaş anlamaya başladın. İşte burası çok önemli. Artık patronluğa adım atıyorsun. Bir kaç adamı yayına alacak ve onları çalıştırmaya, diğer tekneleri onlara kullandırmaya ve daha çok balık tutmaya başlayacaksın.”

“İyi de bu kadar balığı ne yapacapım. Onu anlamadım! Burada kimse o kadar çok balığı yemez ki!”

“Üstüne iyilik sağlık. Hiç güleceğim yoktu. Geniş düşüneceksin, ileriye doğru geniş bakacaksın. Şimdi, o balık satışından ayırdığın parayla bir soğuk hava deposu kuracaksın. Belki biraz kredi de alman gerekebilir. Neyse, balıkları orada depolayacak ve anlaştığın bir lojistik firmasıyla balıkları istanbula göndereceksin.”

Balıkçı, yaşlı adamı hayretle dinliyormuş. Ona “Peki sonra ne olacak?” demiş.

“Sonra mı? Gördün mü, her şey kendi kendine oluşuyor. Eğer ipin ucunu yakalarsan ve doğru zamanda doğru hamleyi yaparsan turnayı gözünden vurursun. Deken işleri iyice büyütecek ve daha büyük motorlar alacak ve filonu genişleteceksin. Sadece bu kasabada değil, bu kente iş yapmaya başlayacaksın.

“O zaman o soğuk hava depoları da yetmeyecek. Sonra ne olacak o kadar balık. Helak mı olacak?” demiş balıkçı.

“Bak, her sorun bir fırsat aslında. Sorular, fırsatların kapılarıdır. Yeter ki doğru soruyu sormasını bil. Balık çoğalınca, bir balık işleme fabrikası kuracaksın. Konservesini yapacak, yağını çıkaracak, tüm ülkenin en iyi balık firmasının sahibi bile olabilirsin.”

Balıkçı, kendini koca fabrikanın patronu olarak düşlemiş. Yüzlerce işçi, yüzlerce balık. Yavaş yavaş üzerine bir ağırlık gelmeye başlamış. “İyi de bu benim ne işime yarayacak.

“Çok zengin olacaksın. İşi iyice genişletip tüm ege ve akdenizde bu tesislerden kuracak hatta karedenizde bile bu tesislerden açacaksın. Çok zengin olacaksın, çok ” demiş yaşlı adam. Anlatırken balıkçıyı da hayal ediyor ve onun o halinden keyif alıyormuş. Sanki kendi yükselişi ve şirketinin yükselişi gibiymiş balıkçının durumu.

“Çok zengin olmak ne işime yarayacak? Para her şey demek değil ki!” demiş balıkçı.

“Bak burada haklısın. Para bir süreliğine nefsini idare ediyor ama sonra paraya karşı köreliyorsun. Bu sefer, ün, başarı ve güç giriyor hayatına. Her yerde insanlar önünde iki büklüm oluyor. Bir sürü insan ağzından çıkacak tek kelimeye bakıyor. Her yere davet ediliyorsun. Yüzlerce binlerce iş adamı konferanslarda ağzından çıkcak o sihirli başarı kelimesine odaklanıyor. Gençler üniversitelerde ağzı açık seni dinliyor. Alında bunu sana anlatamam, yaşamak lazım.”

“Peki, tüm bunlardan sonra neler olacak?” demiş balıkçı.

Yaşlı adam, balıkçının meraklandığını ve hecesleniğini düşünmüş.

“Sonra şirketlerin büyüdükçe sen yaşlanacaksın ve dişinle tırnağınla kazandığın bu başarı imparatorluğunu emanet edecek birilerini arayacaksın. Bu aşamada iyi eğitimli çocukların devreye gircek ve şirketi onlara, başarıan başarı katsınlar diye devredecek onları uzaktan kontrol edeceksin. Onlardan emin olduğunda ise kenara çekilecek ve başarının tadını çıkarmaya başlayacaksın.” Burada biraz urmuş ve geniş bir soluk almış yaşlı adam.

“En tatlı kısım burası. Artık yaşlandın ve yoruldun. Belki de benim gibi yetmiş yaşına geldin. Artık şirketleri bırakıp güzel bir sahil kasabasında güzel bir ev, güzel bir motor alacak ve hayatının sonlarını bu muhteşem sahil kasabasında geçirecek ve hayatının son yıllarını mutluluk içinde geçireceksin.”

Balıkçı ihtiyar adama bakmış, bahçeden görünen denize bakmış.

İyi de ben zaten “Şu anda senin dediğini yapıyorum” demiş.

“Nasıl yani?” Demiş ihtiyar adam.

“Ben küçük bir balıkçıyım. Mutluyum. Bu kadar kazanmak bana yetiyor. Anlattığın şeyi zaten şu anda yapıyorum, o zaman dediğin şeyleri yapmama ne gerek var. Tüm bunları zaten şimdi yapıyorum. Mutluluğumu çalışma ve para karşılığı verip, en sonunda yıllar sonra o mutluluğa kavuşmaktansa, şimdi yaptığım gibi daha mutlu olabilirim değil mi? Bunun için çok paraya ihtiyacım varmı?”

İhtiyar iş adamı bir anda, yıllarının nasıl gittiğini, nasıl kendisini yıprattığını, daha da önemlisi amaç ve aracı birbirine nasıl karıştırdığını fark etmiş.

“Sen benden daha zenginsin balıkçı. Böyle devam et.” demiş iş adamı.

Balıkçı ihtiyar adama veda edip, sahile doğru yürürken, ihtiyar iş adamı, gelecek haftaki konferansında söyleceği ve herkesi etkiyecek o sözleri aklından geçiriyormuş.

“İş amaç değildir. İş daha mutlu yaşamak için bir araçtır. İşinizi severseniz, bu araç daha iyi çalışır. Amaç, mutlu bir yaşam sürmektir. Amaç gideceğiniz yerdir. İş sizi gideceğiniz yere götüren ve yolda sizi taşıyan araçtır. Asıl önemli olan sizi taşıyan araba değildir. Önemli olan varacağınız yer yani mutluluktur. Bazı insanlar araca o kadar çok odaklanırlar ki nereye gideceklerini unutup kaybolup giderler”

Öykü böyle sona eriyor. Ne zaman işi(aracı) amaç yapmış ve hırsa boğulup başarısızlığa doğru giden kişiler görsem bu öyküyü anlatasım gelir. Başarının anahtarı araç ve amacın karışmamasıdır. Yoksa iş hayatında başarı kısa süreli olacak, hırs inanılmaz bir boyuta gelecek ve ardından yıkım gelecektir. Başarıya bazen balkçının gözünden bakmamız gerekiyor. Son derece basit değil mi! “İyi de bu ne işime yarayacak?” diyen balıkçı olmak gerekiyor galiba.

Ve araca(işe) de iyi bakmayı öğrenmeliyiz. Onu sevmeden mutluluğa ulaşmak da imkansız olacaktır çünkü. Sadece arabanın etrafında çok oyalanıp varacağı yeri unutmamalı insan. (R)

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (18 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 1 yorum var
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, Kişisel Gelişim, Başarı

İş hayatında başarılı olmanın yolları

29 03 2008

ihbos.jpg

İş hayatında ne yaparsak yapalım, ya da daha geniş bakacak olursak, hayatımızda ne yapacaksak yapalım, hep başarılı olmaya çalışırız. Başarı çoğu kişinin hayatında, para ya da verilecek ödüllerden daha değerlidir. Peki başarılı olmanın yolları var mıdır? Hatta bunu beş maddeye indirip, bunları uygularsanız başarılı olabilirsiniz, diyebilir miyiz? Cevap kesinlikle “hayır”dır.

Eğer, böyle basit yollar olsaydı herkes başarılı olurdu. Ama herkes başarılı olamıyor. Emin olun, bunu sağlayacak bir kitap da henüz yazılmadı. Yazıldığı iddia ediliyorsa da doğruluğundan şüphe etmek gerekiyor. Yani insanı 5 dakida başarılı yapacak bir formül yok.

Bunun en büyük nedeni, insanların kişilik olarak farklı olması ve kendilerine ait bir karakter yapılarının olması. Doğal olarak bu da farklılığı getiriyor. Hepsine bir başarılı kuralı verip, hepsinin başarılı olmasını sağlamak imkansız.

Başarı kişinin yapısına göre değişecektir. Şu soruyu sormak gerekiyor. Ben nasıl başarılı olurum? Bu sorunun cevabı ise soruyu soranda yatıyor. Nasıl başarılı olacağını sadece kişinin kendisi bilebelir. Resim yapmaktan çok hoşlanan ve çok güzel çizimleri olan bir ilk okul öğrencisi düşünün. Bu çocuk liseye geçtiğinde matematiği ve fiziği hiç sevmeyebilir ve okulda başarısız bir öğrenci olabilir. Bu durumda, bu çocuğu tembel ve zeki değil diye suçlamak mı lazım?

Seçenek 1: Evet suçlayın, düz liseye gönderin ve başarısız olup üniversiteye bile gidemesin. Yaşamını da başarısız bir birey olarak geçirsin. Toplum onu hep başarısız olarak görsün ve silik bir birey olarak hayatını tüketsin.

Seçenek 2: Bir öğretmeni çocuğun mükemmel çizim yeteneğini fark etsin ve ailesini etkileyerek onu sanat lisesine göndersin. Çocuk oradan üniversiteye gitsin, güzel sanatlar okuyup, ülkenin en uçuk ve ünlü tasarımcısı olsun. Toplum onu bir idol olarak görsün. Tasarımlarıyla binlerce insanı etkilesin.

Demek ki başarılı olmak için doğru zamanda doğru hamleyi yapıp, doğru yerde olmak gerekiyor. Belki de şu anda kendini başarısız sanan bir sürü insan aslında çok çok başarılı olabilirler. Başarı yolunu kaybeden insanlar, onu nasıl yeniden bulabilir?

Eğitimlerde hep söylerim. “Çok çabuk pes ediyoruz. Çok çabuk vaz geçiyoruz” Hiç mücadele etmiyoruz. Zekiyiz ama tembeliz. Savaşkan değil, edilgeniz. Mükemmel fikirlerimiz var ama bu fikirleri anlatacak kadar özgüvenimiz yok. Bu fikirleri gerçekleştirecek yüreğimiz yok. Birileri başarmaya çalıştığında da onu engellemeyi, olmaz demeyi seviyoruz. Oluru değil, olmazı önemsiyoruz.

Zaman öldürmekte ustayız. Zamanı kullanmakta ise çok acemiyiz. Bakıyorsunuz, zaman akıp gidiyor, istedikleriniz olmamış, hayat akıp gitmiş, başarısız olmuşsunuz. Hiç birşey yapmadan öylece suyun akışına kapılmış giden binlerce insan var etrafımızda. Başarmaktan vaz geçmiş, yapabileceği hiç bir şey olmadığını sanan insanlar. Gerçekten acı bir tablo!

Bir kural varsa, o da şudur. “Başarı için, denemekten asla vazgeçmeyin.” Gerçekten kendinize inanıyorsanız, başarabilirsiniz. Yaptığınız işe ve yeteneğinize inanıyorsanız, eninde sonunda başaracaksınız. 4. de değil, belki de 10. denemenizde gelecek bu başarı. Burada başarısız denemeleri göze almak gerekiyor, yılmamak, çökmemek, usanmamak gerekiyor. Beş yere iş başvurusu yaptıktan sonra tüm ümidini kaybetmektense, beş iş yerine daha başvurmayı göze alıp, başarıyı yakalamak daha kolay olabilir ve hayatınızın geri kalan kısmı bir anda değişebilir. Çevreniz, başarınızda/başarısızlığınızda yönlendirmeleriyle üzerinizde ciddi etkiler oluşturabiliyor. Ama asıl güç sizde yani içinizde.

Başarı dışımızdaki kafes tarafından sınırlandığı kadar, kafamızın içindeki kafes tarafından da sınırlanıyor.

“Bir kuşu kafesten çıkarmak, çoğu kez, kafesi kuşun kafasından çıkarmaktan daha kolaydır”

Kafadaki kafeslerden, kendi kendinize koyduğunuz “yapamazsın” sınırlarından kurtulmak, başarıya giden yolda ilk adım olabilir. Dıştaki engellerden önce, içinizdeki engelleri aşmalısınız. İçinizdeki kafesten kurtulursanız dışınızdaki engelleri aşmanız daha kolay olacaktır. Gerisi, hayatınıza yön verebilme gücünüze ve cesaretinize kalmış. (R)

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (20 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 2 yorum var
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, Kişisel Gelişim, Başarı

Mutluluk ve sen

6 02 2008

“Kendine odaklı insan hep mutluluğu arar. İşin güzelliği de budur, çünkü sen mutluluk peşinde koştukça başkalarının mutlu olmasına yardımcı olursun. Çünkü bu dünyada mutlu olmanın tek yolu budur.

Eğer çevrendeki herkes mutsuzsa sen mutlu olamazsın. Çünkü insan bir ada değildir. İnsan büyük bir kıtanın bir parçasıdır. Mutlu olmayı istiyorsan etrafındakilerin mutlu olmalarına yardımcı olman gerekiyor. O zaman - ve ancak o zaman- sen de mutlu olabilirsin.

Çevrende mutluluk atmosferi yaratmalısın. Eğer herkes mutsuzsa sen nasıl mutlu olabilirsin? Etkilenirsin. Sen taş değilsin, gayet hassas bir varlıksın, çok duyarlısın. Eğer etrafındaki herkes mutsuzsa onların mutsuzluğu seni etkileyecektir. Mutsuzluk, herhangi bir hastalık kadar bulaşıcıdır.

Eğer başkalarının mutlu olmalarına yardımcı olursan, sonunda mutlu olmak için kendine yardımcı olursun. Mutluluğu ile yakından ilgili bir kimse hep başkalarının mutluluğu ile de ilgilenir - ama onlar için değil. Aslında o kendini düşünür, o nedenle onlara yardımcı olur.

Etrafında ne kadar mutsuz insan varsa, o kadar da mutsuzluk olur. Etrafında ne kadar mutlu insan varsa, senin payına da o kadar mutluluk düşer…”

Yukarıdaki satırların, pazarlama veya iş hayatıyla direkt bir ilgisi yok. Yukarıdaki satırlar bu iş hayatının içindeki insanla ilgili. Yani sizinle ilgili. Sizin ve etrafınızdakilerin mutluluğu ile ilgili. Bunlar, okuduğum bir kitaptan Osho‘nun sözleri. Paylaşmak istedim. Daha fazlasını bu kitapta bulabilirsiniz.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (20 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 1 yorum var
Kategori : Farkındalık, Kişisel Gelişim, Kitap

Tersine akıl hocalığı ve genç çalışanlar

5 11 2007

Uzun süredir bölüm bölüm okuduğum 10 inovasyon Emri‘nden bir başlık oldukça ilgimi çekti. Başlık, “Tersine akıl hocalığı” Bizde önemli bir söz vardır. “Ağaç yaşken eğilir” Yani insanlar gençken öğrenir ve yaşlanınca öğrenemez manasına geliyor bu söz. O zaman yaş(genç) ağaçtan bir şey öğrenemeyiz gibi bir önerme çıkıyor karşımıza.

Yaşça daha büyük olan, müdür, yönetici veya patron, genellikle genç çalışanlara tavsiyede bulunur. Yani akıl hocalığı yapar. Kitapta karşılaştığım “Tersine akıl hocalığı”nda ise durum tam tersi. Genç olan tavsiyelerde bulunuyor, patron onu dinliyor.

Danışman olmak için kaç yaşında olmak gerekiyor? Eskiden danışmanlar, bilmem ne şirketinden emekli olmuş, kırkını aşmış kişiler olurdu. Yani saç beyazlatmadan danışman olunmazdı. Ama şimdi durum değişti. Artık yaş ağaç değil, kuru ağacın da eğilmesi gerekiyor. Üstelik, üst yönetim, yeni kuşak müşteriyi anlamada, yeni kuşak çalışan kadar başarılı olamıyor. Böyle tersine akıl hocalığı başlıyor ve danışmanların yaşı küçülmeye başlıyor.

Perakende sektöründe 3 yıldır, pazarlama, insan kaynakları ve eğitim konusunda sorumluyum ve şu anda yaşım yirmi dokuz. Yani bunun için kırkımı beklemedim. Bence siz de beklemeyin. Sadece doğru zamanda, doğru yerde, doğru hamleyi, doğru şekilde yapmanız gerekiyor. Tabi bunun için biraz cesarete ve risk almaya ihtiyacınız var. İnanılmaz bir bilgi çağında yaşıyoruz, zaman çok hızlı akıyor ve gençler* artık daha çok şey biliyor.

Yani, kitapta da dendiği gibi “Bazen yöneticilerin ihtiyacı olan şey, genç nesilden bir akıl hocası olabilir.” O yüzden yöneticilerin veya patronların ellerindeki genç ve yaratıcı insan kaynağını gözden geçirmeleri gerekiyor. Ellerinde böyle bir kaynak varsa, onu daha da özgür bırakıp, gelişmesini sağlamalarında, böyle bir kaynak veya genç akıl hocaları yoksa, bir an önce onu arayıp bulmalarında fayda var. Genç çalışanların da, kendilerini geliştirmeleri ve bu fırsatı çok iyi kullanmaları, bence kariyerleri açısından hayati önem taşıyor. Bu demek değil ki, gençler her şeyi bilebilir. Onların bilmediği çoğu şeyi de patronları ve müdürleri bizzat yaşayarak biliyor. Gençler de kendilerinden daha tecrübeli patron ve müdürlerinden akıl almayı ve onlardan bir şeyler öğrenme fırsatını kaçırmamalılar.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (18 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 1 yorum var
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, Kişisel Gelişim, Pazarlama

Başarı yolunda ilk adım

5 06 2007

Gecenin karanlığında İstanbul’dan Ankara’ya doğru ilerleyen bir araba düşünün. Farlar ancak birkaç yüz metreyi göstermesine rağmen, karanlığın içinde İstanbul’dan Ankara’ya kadar gitmenizi sağlar.

Çünkü ilerlemek için sadece 200 metreyi görmemiz yeterlidir.

Bu aslında hayatın önümüze nasıl açıldığını anlatıyor. Birbirini izleyen 200 metrelik karanlık yolun sırayla önümüze açılacağına güvendiğimiz takdirde, hayat bizim için açılmayı sürdürecek ve sonunda istediğimiz neyse, bizi o hedefe doğru götürecektir. Çünkü biz böyle isteriz. Bu konuda evrene, kendimize ve yaşadığımız hayata inanmamız gerekiyor.

İnanma yolunda ilk adımı atın, bunun için merdivenin tamamını görmeniz gerekmiyor. Sadece ilk adımı atın, başarı o ilk adımla başlar.

Merdivenin tamamını görmeye çalışırsanız, o ilk adımı hiç atamazsınız. Başarı, birden bire ve topluca değil, parça parça geçilerek ulaşılacak bir yoldur.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (11 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 4 yorum var
Kategori : Kişisel Gelişim, Başarı, Pazarlama

Yıldızlarla aranız nasıl ?

5 03 2007

Yöneticiler, liderler, patronlar, zamanlarının çok büyük bir kısmını verimsiz personelle, problemli personelle ve problemli yöneticilerle geçirme eğilimi taşırlar.

Problemli personeli iyi birer çalışan haline getirebilmek için uğaşır, onları teşvik edip dururlar.

Patronlar, yöneticiler, liderler zamanlarının büyük çoğunluğunu aslında şirketlerindeki yıldızlarla geçirmeliler. Yıldızlar derken kastettiğim en iyi , en başarılı çalışanlardır ve zaten başarılı oldukları için patronlar onları kendi haline bırakır.

Başarılı diye “onunla ilgilenmeye gerek yok, zaten başının çaresine bakar” dememeli, tam tersine bu başarılı insanlardan öğrenebileceklerinizi ve size katacaklarını düşünmelisiniz. Ayrıca unutmayın ki başarılarında sizin motivasyonunuza ihtiyacı vardır.

Yıldızlarla daha çok vakit geçirin, ışıklarının sizin ışığınızı da artıracağından emin olabilirsiniz.

Aylık değerlendirmenizde sadece başarısızlıkların nedenlerini masaya yatırmayın ve başarısızlara hesap sormayın, başarılı olanları da dinleyin ve başarılarının nedenlerini çözmeye ve öğrenmeye çalışın.

Bu durum, başarıyı sürekli hale getirecek, yıldızların, sizin ve şirketinizin daha çok başarılı olmasına yol açacaktır.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (4 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 5 yorum var
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, Kişisel Gelişim, Pazarlama

Gerçekten de her şey bitti mi?

13 12 2006

Başarılı olmaya koşullanmış bir hayat… Koşan insanlar… Her zaman, her yerde, en önde olma telaşı… İkinci olmaya bile dayanamamak… Karşılaştırıldığın insanlar… Rekabet, kıskançlık, öfke, hırs… Küçük oyunlar, büyük gibi görünen insanlar, küçük yürekler… Yorulmak, durmak, nefes alamamak… Boğulmaya başlamak, öfkelenmek, daha çok öfkelenmek… Bunu hak etmediğini düşünmek, yüzünü kapıya doğru dönmek…

Kapıyı çarpıp çıkmak!

Gerçekten de her şey bitti mi?

Sana söylüyorum tüm bunları. Evet, sen. Şu anda bu yazıyı okuyan kişiye, yani sana sesleniyorum. Ekrana bakmanın ötesine geçmeni istiyorum. Bakmak ve görmek arasındaki farkı geçmeni ve artık bakıyor değil, görüyor olmanı, okuyor değil, yaşıyor olmanı istiyorum. Şimdi ilk önce doğru düzgün nefes almaya başla. Bu yazının biraz sonra, yazılacak olan kısmını okumadan önce 3 kere derin derin nefes al. Biraz oksijene ihtiyacın olacak. Gözlerini biraz daha aç. Artık görmeye başlamanın zamanı geldi.

Sen başarmak için her şeyi yapıyorsun. Kendince ve elinden geldiğince. Başarıya odaklandığını biliyorum. Buraya kadar geldiysen bu senin için önemli olmalı. Başarı olarak algılama sadece bunu. Bu senin için önemli olmalı derken, senin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sen gerçekten de önemli bir insansın. Sen bu dünyayı değiştirebilecek gücü taşıyorsun. Bunun farkındasın veya farkında değilsin ama bu güç sende var. Bu güne kadar ortaya çıkartmaya çalıştığın şey işte tam da bu. Sen, her yerde en önemli kişi olmak istedin. Tüm dikkatler üzerinde olsun, herkes yüzünü sana dönsün, sen konuşurken, herkes pür dikkat ve ses çıkarmadan seni dinlesin istedin. Konuşmaya o kadar hakim olmalıydın ki bazen sessizlik bile yaratabilmeliydin, ve o sırada herkes nefesini tutmuş senin konuşmanı bekliyor olmalıydı. Bazen söyleyemediğin şeyler vardı, içinde bir yerlerde kalan, bazen yapamadığın şeyler vardı, keşkelerle tekrarlayıp durduğun. Bazen demekten vazgeç. Keşke demekten de. Pişmanlık duymak mı, boşver gitsin.

Zaman geçiyor. Yazıyı okumaya başladığından beri kaç dakika geçti? Muhtemelen bilmiyorsun. Bilgisayarının ekranındaki saate bak ve lütfen bu saati bir yere not al. Saat kaç? Sonra tekrar konuşacağız bunun üzerinde. Aslında sana söylemek istediğim ne çok şey var. Ama biliyorum, senin de zamanın kısıtlı ve çok çok uzun bir yazı seni sıkabilir. Zamanı iyi kullanmalı. Depolanmıyor veya satılmıyor şu anda. Zamanını nasıl kullandın bu güne kadar? Başarmak için tüm gücünü ortaya koydun mu acaba? Bazen, gücünün yarısını bile kullanmadın değil mi? Bazen ise yorgun argın döndün eve. Omuzların ağrıyordu ama yine de çalışmaya devam ediyordun saatlerce. Kitaplar… İş kitapları hayatına girdiğinden beri ne değişti? Her iş kitabı sana farklı bir özgüven sunuyor. Her iş kitabı farklı bir birikim. Bazıları ise bomboş geldi, yarısında bıraktın kitabı. Bazılarını baş ucu kitabı yaptın…

Adının duyulmasını, bir şeylere yön vermeyi, senden gururla söz edilmesini istedin. Çalıştın, didindin, okudun, uykusuz kaldın, yüzünden gülümsemeni eksik etmedin.

Ne güzel, başarı merdivenlerini de hızla tırmanmaya başlamıştın kendince. Evet, işte o ilk başarı kıvılcımları seni yakmaya başladığı anda, ilk o anda hissettin aslında aradığının ne olduğunu. Bu ünlü-tanınır-bilinir olmanın çok daha ötesindeydi. Akşam iş çıkışı, başın dik, kulağında hareketli bir müzik, koşar adımlarla merdivenlerden inerken, tüm dünya seni seyrediyordu sanki. İçinde adı başarı olan bir ateş yanıyordu. Gözlerinden alevler çıkıyordu. Projeler uyum içinde, zihninin bir hareketiyle tamamlanıyor, ikinci bir proje kafanda şekillenmeye başlıyordu zaten. Yüzünden gülümseme eksik olmuyordu. Belki de herkes yüzüne imrenerek bakıyordu.

İleriye doğru gideceğini biliyordun, her şey iyi gidiyordu ve birden bir şey oldu. Bir şeyler ters gitmeye başladı. Artık eve daha yavaş adımlarla mı gidiyorsun?

Çocukken neler hayal ederdin? Ne olmayı isterdin? Hayalinin neresindesin kim bilir. Oysa çocukken olmayı hayal ettiğin şeyi olamadıysan, burada 6 yaşındaki bir çocuğun isteği çok mu önemlidir? Bu neden sana hayal kırıklığı yaşatsın ki! Boşver çocukluğunu, istediğin bölümü kazanamadın diye hayatının geri kalanı berbat mı geçecek? Boşver, geçen için yapabileceğin bir şey yok. Şimdi saatine bir daha bak. Geçen dakikaları geri getirebilir misin?

Biliyorum, bazen çok kızdırıyorlar seni. Her şeyi en iyi şekilde hazırladığın halde, müdürün, şirketin, iş dünyası seni anlamıyor. Coşku içinde önlerine bıraktığın bir dosya, bir kaç kez karıştırılıp ,sana iade ediliyor. Belki yıkılıyor, belki daha da hırslanıp, daha iyisini yapmaya çalışıyordun.

Bir gün, sigortaların atıyor. Bir istifa mektubu yazıyor ve yöneticinin önüne koyuyorsun. Yılların, projelerin, emeklerin, geç saate yatmaların, hepsi ama hepsi boşa gidiyor. Elinde bir hiç var.

Bir daha soruyorum. Gerçekten de her şey bitti mi?

Birkaç saniye düşün. Dünyanın 6 milyar yıllık yaşını düşün. Kaç kere bitip, yeniden başladığını düşün. Dinazorları, mısır piramitlerini yapan firavunları, tufanları, kaybolan Babil kulesini, dünya savaşında yıkılan, yakılan Japonya’yı düşün. Hepsinin yerini yeni bir şey doldurmadı mı? Peki, sen gidersen, senin yerinin de dolmayacağını mı sanıyorsun. Çok kısa sürede dolacak ve unutulacaksın.

O yüzden, işini seviyorsan, iş yerini sevmiyor bile olsan, o işte başarıyı yakalamayı düşünmelisin. Başarı tek bir koşulla gelebilir sadece. Bu da istemektir. İstemediğin sürece başarı yanına bile uğramayacaktır. Ne yapıyorsan yap, en iyisini sen yap!

Mutlaka, yaşadığın durumu değiştirmek için yapabileceğin bir şeyler vardır. İmkansız diye bir şey yoktur. Varsa bile, imkansızı da başarmayı deneyebilirsin. Bu senin hayatın. Bir kere dünyaya geliyorsun ve artık bunu değerlendirme zamanın geldi. Değerlendirme derken, bundan sonra yaşadığın her anı daha değerli kılmayı başarmandan söz ediyorum. Hayatını değerli kıldıkça, sen de kendini değerli hissetmeye başlayacaksın.

Gerçekten de her şey bitti mi?

Eğer, hala gözlerin görüyor, hala nefes alıyorsan, daha her şey bitmemiş demektir. Eğer bu kadar birikimin varsa, eğer kendini geliştirmeye çalıştıysan, belki de her şey yeni başlıyordur. Genel olarak düşünme. Sen özel bir insansın. Sen diğerlerine göre daha farklısın. Sen ayrı bir kişiliksin ve aynı zamanda ayrı bir dünyasın. Dünyanı korumak için ise çok çalışman gerekecek ve bir gün sen de biliyorsun ki başaracaksın.

Şimdi tekrar saatine bak. Kaç dakika geçip gitti? Biten bu dakikalar geri gelmeyecek. Biten günler, biten aylar, biten yıllar geri gelmeyecek. Her dakika ömrün kısalıyor. O yüzden artık bir şeyler yapmaya başlamalısın. Geçip giden insanlar geri gelmeyecek. Şimdi, önünde uzanıp giden yola bakman ve nereye yürüyeceğine karar vermen gerekiyor. Gerçekten ne yapmak istiyorsun? Bundan sonra sadece buna odaklan. Bu yazıyı okuduğuna göre, artık zaman kaybetmemen gerekiyor. Artık zaman kazanmalısın. İstemek ve başarmak, işte hepsi bu.

Gerçekten de her şey yeni başlıyor değil mi?

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (10 oy verildi)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yorumlar : 1 yorum var
Kategori : Kişisel Gelişim

Sponsor

     

Yeni Yazılar

  • Pazarlama, Pazarlama öğrencileri, Kotler v.s.
  • Ev konseptinin önlenemez yükselişi
  • Balıkçı ile yaşlı iş adamının öyküsü
  • Y kuşağı ve İnsan Kaynakları
  • İş hayatında başarılı olmanın yolları
  • Sıkılan erkekler satışları nasıl yükseltir?
  • Mutluluk ve sen
  • Yeni İnsan Kaynakları veya İ.K. 2.0.
  • Pazarlama ve Karnaval
  • Kariyer sitelerinden yapılan hatalı başvurular
  • Ürün geliştirme ve hizmet geliştirme?
  • Sunum hazırlarken nelere dikkat etmeli?
  • Büyük fikir nasıl bulunur? The Big Idea
  • Gelişen teknoloji ve yeni iş fırsatları
  • Tersine akıl hocalığı ve genç çalışanlar

Son Yorumlar

  • Kotler ve bir pazarlama öğrencisi yazısı için HAKAN DEMİR tarafından yapılan yorum
  • Kotler ve bir pazarlama öğrencisi yazısı için K.Can tarafından yapılan yorum
  • Pazarlamacı olmak ya da olmamak yazısı için ECEM ÇOBANOĞLU tarafından yapılan yorum
  • Kotler ve bir pazarlama öğrencisi yazısı için Umut tarafından yapılan yorum
  • Sıkılan erkekler satışları nasıl yükseltir? yazısı için Bahadir Kotan tarafından yapılan yorum
  • İş hayatında başarılı olmanın yolları yazısı için akasya billur tarafından yapılan yorum
  • Balıkçı ile yaşlı iş adamının öyküsü yazısı için Ergün Özyurt tarafından yapılan yorum
  • Pazarlamacı olmak ya da olmamak yazısı için orçun(kitapcı) tarafından yapılan yorum
  • İş hayatında başarılı olmanın yolları yazısı için aylin tarafından yapılan yorum
  • Ürün geliştirme ve hizmet geliştirme? yazısı için mustafa tarafından yapılan yorum

Kategoriler

  • Başarı
  • Blog
  • Eğitim
  • Farkındalık
  • İnovasyon
  • İnsan Kaynakları
  • İnteraktif Pazarlama
  • internet
  • Kişisel Gelişim
  • Kitap
  • Marka
  • Mobil Pazarlama
  • Niş Pazarlama
  • Pazarlama
  • Pazarlama İletişimi
  • Sunum
  • Tasarım
  • Womm
  • Yeni İş Fikirleri
  • Yeni Trendler

Arşiv

  • Mayıs 2008
  • Nisan 2008
  • Mart 2008
  • Şubat 2008
  • Ocak 2008
  • Aralık 2007
  • Kasım 2007
  • Eylül 2007
  • Temmuz 2007
  • Haziran 2007
  • Mayıs 2007
  • Nisan 2007
  • Mart 2007
  • Şubat 2007
  • Aralık 2006
  • Kasım 2006
  • Ekim 2006
  • Eylül 2006

Popüler Yazılar

  • Yeni İnsan Kaynakları veya İ.K. 2.0.
  • Gerçekten de her şey bitti mi?
  • Bir fincan kahve ile tatile çıkılır mı?
  • EcoHanger, yeni fikirler ve pazarlama
  • Büyük marka ve zeki marka
  • Pazarlamada karar süreci ve digg sistemi
  • Pazarlama, Pazarlama öğrencileri, Kotler v.s.
  • Sıkılan erkekler satışları nasıl yükseltir?
  • Kotler ve bir pazarlama öğrencisi
  • Mutluluk ve sen

Meta

  • Giriş
  • Yazılar RSS
  • Yorumlar RSS

Stat


| Kullanım Koşulları | Gizlilik Bildirimi | Design | Wordpress