İlk oyuncağınız ve sakladığı sırlar
Sizi bir an için çocukluk yıllarınıza geri götürüp ilk oyuncağınızı hatırlamanızı istesem, zihninizde hangi oyuncağınızın görüntüleri beliriyor? Çocukluğunuz nerede geçti, en çok oynadığınız oyunlar neydi? İlk oyuncağınızı hatırlayabiliyor musunuz? Ya arkadaşlarınızı?

Bütün bu soruların cevabı, şu anda yaptığınız iş ve kariyeriniz üzerinde ciddi bir etkiye sahip aslında. Bu sonuca nasıl mı ulaştım? Bir yazardan ve bir kitaptan.
Ethem Kocabaş ile Bursa Kitap fuarında tanıştım. İlk başta kişisel gelişim üzerine kitaplar yazdığını düşündüğüm yazar, insan kaynakları ve zihin konusunda ayrıntılı incelemeler yapmış ve bu konularda çok sayıda firmaya danışmanlık yapmış. Bana özellikle “Hep çocuk kaldık” isimli kitabını önerdi. İş görüşmesine gelen kişilere, çocukluklarında en çok hangi oyuncaklarla oynadıklarını ve hangi oyunları çok sevdiklerini sormamın, adayın potansiyelini anlamak açısından büyük fayda sağlayacağını söyledi…
Oynadığı oyunlar ve oyuncaklarının meslek belirlemede büyük etkisi olduğundan bahsetti. Kitaplarını inceleyip iki tanesini hemen aldım. Tüm kitaplarına buradan ulaşabilirsiniz.
“Hep çocuk kaldık” isimli kitabı okumaya başladığımda, Ethem Kocabaş’ın oyunlar, oyuncaklar ve iş yaşamı arasındaki bağlantıyı gösteren düşüncesinin oldukça doğru olduğunu fark ettim.
Kitap, Beyazıt Öztürk’ten Fuat Güner’e, Gazanfer Özcan’dan, Hakkı Devrim’e, Mithat Bereket’ten Halit Kıvanç’a kadar, profesyonel yaşamlarında doruğa ulaşmış çok sayıda kişinin, çocuklukları ve ilk oyuncakları üzerine yapılmış söyleşilerden oluşuyor…
En çok dikkatimi çeken ise Beyazıt Öztürk’ün söylediği “Kendi oyuncağımızı kendi yaratan bir toplumuz” cümlesinin söyleşi yapılan çoğu kişinin ortak duygusu olduğuydu. Değişiklik kişilik özelliği olarak adlandırıyor yazar bu durumu. Ben yaratıcılık diyorum. Yaratıcı kişilerin ortak özelliklerinin oyuncağını veya oyununu kendi yaratan insanlar olduğunu düşünüyorum. Geçmişte, sokakta oynanan oyunlar çok fazlaydı ve oyuncaklar azdı. Yazara göre bu da sosyal iletişim zekasını destekliyor ama günümüzde oyuncaklar çok ve oyunlar az. Bu da sosyal iletişimi kötü bireyler yaratıyor. Aşağıda Ethem Kocabaş’ın konu ile ilgili kısa bir anlatımı yer alıyor.
Bu videoyu izleyince, acaba, geleceğin kuşakları sosyal olarak, sosyalliği az olan, çok yalnız bireyler mi olacak diye düşünmeden edemedim. Çocukluk yaşamı, sadece iş hayatımızı değil, bütün hayatımızı etkileyen bir unsur.
Sizi bir an için çocukluk yıllarınıza geri götürüp ilk oyuncağınızı hatırlamanızı istesem, zihninizde hangi oyuncağınızın görüntüleri beliriyor? Çocukluğunuz nerede geçti, en çok oynadığınız oyunlar neydi? İlk oyuncağınızı hatırlayabiliyor musunuz? Ya arkadaşlarınızı? Peki sizce şu an yaptığınız ve yapmak istediğiniz işin/mesleğin çocukluğunuzun oyun ve oyuncaklarıyla nasıl bir ilgisi var?
Bu soruların cevapları, yapmak istediklerimiz, başarılarımız ve hatalarımızı konusunda bize çokça yardımcı olacak.
* Bonus + Resim: İstanbul Oyuncak Müzesi


Malesef şimdiki çocuklar ne doğa ile ne de akranları ile birlikte hayatı paylaşıyorlar. Geçenlerde 3 yaşında bir çocuğun bir akrabasına bi yiyeceği paylaşmayı reddettiğini, sebebini de “hepsini ben yiyicem” diye açıkladığını duydum. Malesef bireyselleşme daha doğrusu bencilleşme hat safhada.
İlk arabamı unutmam kırmızı bir kurmalı araba aynı akşam bozdum. Bu kadar mı üzülür bir insan…
8 yaşında pazarcılığa başladım. İnsanlara hizmet sunmak ve onları mutlu etmek hoşuma gidiyordu. Ve şükür ki hala o işi yapıyorum. Baba çok teşekkürler.
Really nice blog
@Eğitişim Kariyer Enstitüsü
Yalnızlık = Bencillik
@Hüseyin Erkmen
Sevdiğin işi yapıyor olmana sevindim Hüseyin. Herkesin yakalayamadığı bir durum bu.
@Rui
Thanks Rui.
Asosyalliği doğru gidiyoruz.