• Ana Sayfa
  • Hakkımda
  • Abonelik
  • Kitaplık
  • Bağlantılar
  • İletişim

Hayat size, sizin gözlerinizle bakıyor

29 07 2008

Gördüğünüz dünya, çoğu zaman sizin bakışınızla eşdeğerdir. Bir şeyleri kaybedeceğinizi düşünerek bir işe başlıyorsanız, bir şeyleri kaybedersiniz. Bir şeyleri kazanacağınızı düşünerek bir işe başlıyorsanız, kazanırsınız.

Hayatımızda hep eksikliklere odaklanırız. “Aslında ofisim, caddeye bakan odada olmalıydı” deriz. Eksiklikler, daha fazla eksiklik getirir. Klasik hikaye. Bardak dolu mu boş mu?

Şirketlerini batırmış 3 kişinin yeni bir şirket kurup kazanma olasılığı daha başından sıfır oluyor. Önyargılar, başarıyı engelliyor. Aynı şekilde şirketlerini yükseltmiş 3 kişinin yeni bir şirket kurup batma olasılığı da sıfır oluyor.

“Yapamazsın, edemezsin, olmaz, biz 10 yılda  bile yapamadık” sözlerini hep duyarsın.Oysa onlar öyle gördüklerinden öyle olur. Genelllikle şirkete yıllar sonra dışarıdan katılmış bir çalışan, eski çalışanlara göre daha başarılı olur. Bunun nedeni henüz şirket hakkında önyargılarının olmamasıdır. Böylece şirket de ona karşı önyargılı olamaz. Hayata bakışı ve hayatın bakışı gibi. 

En zor ve en iyi soruları çocuklar sorar, çünkü onların önyargıları yoktur.

“Maz, ekli cümleler kullanan insanlar (ol-maz!) , siz o “maz”ları gerçekleştirdiğinizde sessizce köşelerinden sizi izlerler. Hala başınıza yaptıklarınızdan dolayı bir şeylerin geleceğini sanırlar. Oysa gelen onların başına gelecektir.  

Cesur olun ve hayata iyimser bakın. Çünkü, hayat size, hep sizin gözlerinizle bakıyor.

Yorumlar : 3 yorum var
Kategori : Hayat, Farkındalık, Başarı

Pazarlama odaklı İnsan Kaynakları

9 07 2008

İnsan kaynakları ve pazarlama pek bir araya gelmezler. Sanki biri satışa, biri insana odaklanmıştır. Oysa daha önce bir kaç kez belirtiğim gibi İ.K. ve Pazarlama aslında birbirine çok yakın.

Geçenlerde elime geçen Kobi Doktoru isimli dergide “İK’da yeni bir trend gündemde. Şirketler pazarlama ve işe alım süreçlerini birleştiriyor…” diye başlıyordu yazı. Devamında ise ilginç bir işe alma öyküsü yatıyordu.

Kaliforniya, Aliso Viejo merkezli video oyunları şirketi Red 5 Studios‘da yaşananlar da aynen böyle oldu. Şirketin hem kurucusu hem de Ceo’su olan Mark Kern‘in başı geleneksel işe alım teknikleriyle fena halde dertteydi. Çünkü, girişimci mazisi olan şirketi oldukça uzun bir zamandır atalet içindeydi ve piyasaya yeni oyun sunmamışlardı. ..

Kern, böylece bir işveren markası oluşturmaya karar verdi. Önce oyun endüstrisinde en fazla işe alınmak istenen 100 çalışanın portresini çkardı. Daha sonra onların hepsine özel paketlenmiş birer mektup gönderdi. Paketi ise Rusların Matruşkaları gibi, büyükten küçüğe doğru iç içe yerleştirilmiş kutucuklardan oluşturdu. En sonuncu kutucuğun içinde ise bir iPod shuffle vardı. Kern, bu iPod2un içine Red 5′e iş başvurusu yapmanın, neden kendileri için çok önemli olabileceğini açıklayan bir kişisel bir mesaj kaydetmişti. Mesajında “Bizler şu anda Red 5′te, kendilerini internet üzerinden yeni türden eğlenceler yaratmaya adamış inanılmaz yetenekleri olan insanları bir araya getirmeye çalışıyoruz” demişti.

iPod’ların üzerine ise özel bir kabartma yöntemi kullanarak, şık birer kod kazımıştı. İş başvurusunda bulunmak isteyen adaylar, bu kodu kullanarak, Red 5′in web sitesinde kendileri için ayrılmış özel bir bölüme girecekler ve burada Red 5′in stratejik planını okuyabileceklerdi. Mektup gönderilenlerden yüzde 90′ından fazlası bu teklife cevap verdi. Daha da büyük faydası ise bu tarz bir yaklaşımın programcılar dünyasını da aşarak blog dünyasında da olduça yankı bulması ve nihayetinde The Wall Street‘te haber olmasıyd.

Şirketin Ceo’su Kern, bu kampanyaya, 50 bin dolar harcamıştı. Peki ya karşılığı? Kern bu kampanyanın marifeti sayesinde işe aldığı 21 kişiden 16’sının şirketin bel kemiği olacağını düşünüyor.

Bu işe alma öyküsü bu güne kadar duyduğum işe alım tekniklerine göre oldukça farklıydı. İşe alma sürecini pazarlama ile birleştirmek, yoğun yaratıcılık gerektiren bir işe en doğru elemanların seçilmesini sağlamıştı. Sonuç şüphesiz çok ilgi çekici. Benzer bir uygulamayı Türkiye’de Youth Republic yapmıştı. Aynı ajans bu günlerde de birilerini arıyor. İşin ilginç yanı yaratıcılık bu sefer ajanstan değil, ajansın ilanına başvuran birinden gelmiş. Farklı işe alma ve işe başvurma teknikleri gerçekten hem şirket hem de başvuran açısından fark yaratıyor. Sonuçlarının da başarılı olduğunu düşünüyorum.

Ne kadar satış ve pazarlamaya önem verilirse verilsin, İnsan unsuruna önem verilmezse, bu satış veya pazarlamayı yapacak olan insan olduğuna göre ve insan, motivasyonla çalıştığına göre, bu motivasyonu da İnsan Kaynakları sağlayacağından, Pazarlama odaklı bir insan kaynakları politikası oluşturmak gerekiyor.

Yorumlar : 6 yorum var
Kategori : İnsan Kaynakları, Pazarlama

Aklımızda pazarlama, kalbimizde futbol

19 06 2008

Bir marka en çok kalbinize seslendiği zaman aklınızda kalır. Futbolla yatılıp futbolla kalkılan bu günlerde,  Ülker son reklam filmiyle bunda epeyce başarılı oldu. Reklam müziği adeta Milli Takım’ın marşı haline geldi.

http://video.google.com/videoplay?docid=-5528235883032269544

Hatta bir reklam filmi daha var. Bunu yeni gördüm. Bu da ilk reklam filmi.

http://video.google.com/videoplay?docid=-768178209536938807

Reklam ajansını tebrik etmek lazım. Mükemmel bir iş çıkarmışlar.

Bir de mikro sitesi var bu kampanyanın. Ayrıca milli takımla ilgili tüm reklamların yarıştığı oylama için buraya, Oylamanın sonucu için buraya bakabilirsiniz.  Bu günlerde, aklımızda pazarlama, kalbimizde Milli Takım var.

Yorumlar : 2 yorum var
Kategori : Hayat, Pazarlama

Umudunu yitirmeden kazanmayı bilmek

16 06 2008

Dün akşam seyrettiğimiz maç uzun süre hafızalardan silinmeyecek. Başarmanın, yüksek konsantrayonun, tam da kaybettik dediğimiz anda kazanmanın maçıydı seyrettiğimiz. Her şeyin lehimize olduğu bir anda umudumuzu yitirmeden kazanabilmek. Sanırım bizi diğerlerinden ayıran en önemli özelliğimiz.

Zorlukları aşanlar başarılı oluyorlar, kazanmayı bilmek, başarmayı bilmek ve umut etmeyi hiç bırakmamak bizi başarıya götürebiliyor. Kazanan takımlar yaratmak kolay mı? Dün akşamki maçtan iş dünyasının öğreneceği çok şey vardı. Motivasyon nedir diyenler, bu maçı izlemeli. Yüreğimizi kabartan, o muhteşem futbolculara ve ekibe ne kadar teşekkür etsek az kalır. Yarı finale çıkacağımıza inanıyorum.

Bonus: Pazar günü ÖSS sınavı vardı. Sınav sorularından biri dikkatimi çekti. Soru pazarlama ile ilgiliydi. Konunun hangi derste işlendiğini merak ettim. Sonra sorunun sosyoloji grubuna girdiğini fark ettim. Yani benim pazarlama sorusu olarak algıladığım soru bir sosyoloji sorusuymuş! Pazarlama, Sosyoloji ne kadar yakın değil mi? Gelelim 24. soruya:

İtalya’da kozmetik ürünlerini satmak isteyen bir Amerikan şirketi, ürünlerin reklamında elinde çiçek tutan bayan modeller kullanmış ama bekledikleri ilgiyi görememiştir. İtalyanların, çiçeği geleneksel olarak cenazelerde kullanıyor olmaları kozmetik ürünlerine ilgisiz kalmalarına yol açmıştır.

Bu parçadaki olayda, şirketin amacına ulaşamaması aşağıdakilerden hangisine bağlanabilir?

A) Ürünün üretildiği ülkenin dışında pazarlanmaya çalışılmasına
B) Hitap edilen tüketici kitlesinin yanlış belirlenmesine
C) Kültürel farklılıkların göz ardı edilmesine
D) Reklamın tek pazarlama yöntemi gibi düşünülmesine
E) Ürünün, değerinden pahalıya satılmasına

Sorunun cevabını tabi ki Pazarlama Blogu okurlarından bekliyorum ) Pazarlama, ÖSS’de de görünmüş oldu böylece. Şirketlerin, Pazarlama bölümlerinde, son yıllarda sosyoloji ve psikoloji bölümü mezununlarını da görmeye başladım.Yukarıdaki soruyu görünce, durum kafamda daha da pekişti. İnsan ve toplum hakkında ne kadar çok şey bilirsek, pazarlamamız da o kadar başarılı olabilir.

Yorumlar : 2 yorum var
Kategori : Hayat, Başarı, Pazarlama

Kıssadan hisse vesaire..

2 06 2008

Pazarlama Sorumlusu olarak çalıştığım, Pazarlama ile daha yakından ilgilendiğim, kampanyalar yaptığım, konsept tasarımları yaptığım, yeni fikirler bulduğum zamanları özledim. Alınma İ.K.

İnovasyon: Kartvizit deyip geçmemek gerek. Kartvizit tasarımında bu güne kadar gördüğüm en güzel tasarımlar’dan birkaçı. Özgür, haber verdi.

Kariyer alanına Facebook’da girdi. Kariyernet bir ilki gerçekleştirdi ve Facebook’a güzel bir eklenti kazandırdı. En ilginç özelliği, tüyo al kısmı.

Tesadüfen bir blog keşfettim. İsmi, Beyaz Tavşan, kişisel gelişim(özgelişim) üzerine güzel paylaşımlarda bulunuyor. Sizde keşfedin.

“Şirketler yaratıcı, kendisine çok yarar sağlayacak yetenekler arıyor ama bunları standart işe alım yöntemleriyle işe alıyor” diyor Fatmanur Erdoğan. +1 Bu yaratıcı yetenekleri öldürmek için işe aldıktan sonra bir de standart işleyişe boğuyorlar. Sonra da biz neden onlar gibi olamıyoruz diyorlar

Blog yazmaya, arada ara versem de, hala devam edebiliyorum…

Nikah: 10 gün sonra nikahım var. Değişik bir duygu! Resmen evleniyorum )

Yorumlar : 2 yorum var
Kategori : İnsan Kaynakları, Kişisel Gelişim, Pazarlama

Pazarlama, Pazarlama öğrencileri, Kotler v.s.

18 05 2008

Uzun süredir yazmıyorum ama blog yine de aktif. Ben de bu aktiflikten yararlanıp biraz eski yazılara dönmek istiyorum. Yorumlar blogu aktif hale getiriyor. Son zamanlarda en çok yorum alan konu, “Kotler ve bir pazarlama öğrencisi” isimli konu. Genelikle pazarlama öğrencilerinin yorumları var yazı hakkında. Çoğu kişi bölümünü seviyor ve kendisini geliştirerek bir şeyler başaracağını veya iş hayatında başarılı olacağını düşünüyor. İnsan kendine inandığı sürece başarılı olma şansına sahiptir ama kendine inanmıyorsa, dış etkenler ne yaparsa yapsın başarı gelmeyecektir. Eskilerin dediği gibi, “Heves, insanın içinde olacak..” Açıkçası böyle heyecanlı ve başarıya odaklanmış gençler görmek oldukça sevindirici.

Yine çokça yorum alan bir diğer yazı da “Pazarlamacı olmak ya da olmamak” Bu yazıda, daha çok bu mesleği yapanların yaşadıklarını, yorumlarıyla birlikte anlatıyor ve sonuçta, pazarlamacı olmak gerçekten de zormuş deyiveriyor insan. Buna pazarlamadan anlamayan, beceriksiz ve yeteneksiz pazarlama veya reklam bölümü yöneticileri de eklenince, gerçekten pazarlamacı olmak riskli meslekler grubuna giriyor.

“Pazarlama nedir?” konusu ise en çok okuyucu alan yazı. Burada da bu soruya verilen ilginç okuyucu yanıtlarını da bulabilirsiniz. Bu yazıya gelen okuyucuların büyük bir kısmı Google’dan “Pazarlama nedir?” diye yazıp gelenlerden oluşuyor. Açıkçası bunca çok arama yapılması, pazarlamaya olan merakın ve ilginin artığını da gösteriyor.

Hayatımda, yoğun günler yaşadığım ve çoğu zaman maillerime bile bakamadığım için, bloga çok fazla zaman ayıramıyorum. Uzun bir süre, Pazarlama Blogu’nda yeni yazı yazamayacağım gibi görünüyor.

Sevgili Mehmet Doğan, Blog Konferansında bir konuşma yapmış ve bunu bir yazı haline getirmiş. Benim az önce anlatmak istediklerimin güzel bir özeti. Blog yazmamak konusunda bu güne kadar yazılmış en güzel yazı!

Yorumlar : 2 yorum var
Kategori : Pazarlama, Blog

Ev konseptinin önlenemez yükselişi

10 05 2008

İki sene önce katıldığım bir pazarlama konferansında, yabancı bir guru, ev konseptinin önümüzdeki yıllarda büyük ilgi çekeceğini, insanların daha çok evde kalacağını, gittikleri yerlerde ise ev konforu ve güvenini yaşamak isteyeceklerini söylemişti. İnsanları maketlerden ev beğenip satın almaya daha yeni başlamışlardı. İKEA ise mağazasını açalı bir yıl olmuştu.

O sıralar kaç kişi bu adamı dinleyip ona göre yönünü belirledi bilinmez ama ev konsepti tüm iş piyasasını derinden etkiledi diyebiliriz. Koçtaş gibi yerli yapı marketler etkiyi hissedip kendilerini yeniden konumlandırdılar

İKEA’nın gelişi bir işaretti. İşareti geç algılasalarda yerli yapı marketler debir süre sonra harekete geçebildi. İnsanlar satın aldıkları evlere yerleşmeye ve içini döşemeye başlayınca mobilya piyasası büyük bir atağa geçti. Ardı ardına mobilya markaları ortaya çıktı. Fiyatlar ve ödeme koşulları daha cazip hale geldi. Ardı ardına dekorasyon firmaları açıldı.Küçük mobilyacılar, işleri büyüttüler, atölyeden dekorasyon firmasına dönüştüler. Hatta şu anda  çoğu siparişlerini yetiştiremiyor.

Artık insanlar evlerinde daha çok vakit geçirmeye, evleriyle ilgilenmeye başladılar. Bu trend ev ürünleri satan tüm sektörleri etkiledi.  Mutfak ürünlerinden beyaz eşyaya tüm sektörler ürünlerini yeniden tasarlamaya başladılar.

Ev konseptinin başka bir etkisi ise kahve mağazalarında sıkça görülüyor. Bu mağazalar, ev konseptini mağazalarıa taşımaya, mağazalarını eve benzetmeye başladılar. Şüphesiz bu konuda Starbucks büyük öncülük yaptı. Daha sonra yerli kahveciler bunu bir adım ileri götürerek self servisi de kaldırdılar.

Şimdi ev konsepti en ciddi yükseliş dönemini yaşıyor. “Evim evim güzel evim” ya da “Eve Dönüş” mü demeliyiz bu trende  bilinmez ama bilinen şu ki, şirketler pazarlama politikaları ev konseptine göre yeniden gözden geçirilmeli ve buna göre atılımlar yapılmalılar. Yoksa evin dışında kalacak ve müşterilerine ulaşmakta zorluk çekmeye başlayacaklar.

Yorumlar : Henüz yorum yok
Kategori : Yeni Trendler, Yeni İş Fikirleri, Pazarlama

Balıkçı ile yaşlı iş adamının öyküsü

19 04 2008

Bu güne kadar iş yaşamı hakkında duyduğum en şaşırtıcı öykülerden biri “Balıkçının öyküsü”dür. Basit bir hikayedir, sonu çok basittir ama o basitlik, amaç ve araç hakkında çok şey anlatır insana, şaşıp kalırsınız. Gelelim bu güzel öyküye. Öyküyü duyduğum şekilde aktaramasam da olabildiğince anladığım şekilde aktaracağım.Bir zamanlar küçük bir sahil kasabasında, mutlu mesut yaşayıp giden, otuzuna merdiven dayamış, bir balıkçı varmış. Hergün sabah kalkar, kayığına atlar, denize açılır, öğlen güneşi tepeye çıkana kadar balık avlar, öğlen güneşi tepeye varmak üzereyken limana gelir, topladığı balıkları, hemen orada yapılan mezatta satarmış. Balıklardan kazandığıyla, ailesi ile birlikte mutlu yaşayıp gidermiş balıkçı.

Derken günlerden bir gün tam da mezat sırasında, iyi giyimli yaşlı bir bey balıkçının yanına gelmiş ve balıkların hepsini toptan almak istediğini, misafirlerinin İstanbul’dan geleceğini, onlara ikram edeceğini söylemiş. “Ne kadar istersin hepsine?” demiş.

Balıkçı her gün mezatta satabileceği fiyatı söylemiş. Yaşlı ve iyi giyimli adam,

“Ben İstanbul’da bunun bir porsiyonuna bu parayı veriyorum! Sudan ucuz vallahi” demiş.

“Burada balık çok. O yüzden burada balık bu fiyata. İstanbulu bilemem” demiş balıkçı.

“Sana bir on kağıt versem, bunları eve kadar getirir misin? Gelirken arabayı getirmedim de!”

“Olur” demiş balıkçı ve balık kasasını aldığı gibi ihtiyar adamla yürümeye başlamış. İhtiyar adam büyük bir şirketler topluluğunun sahibiymiş. Şimdi şirketlerini oğluna bırakmış ve kendisini dünyayı dolaşmaya vermiş. Burası dünya turundan sonra uzun yerleşmek istediği ve emekliliğinin keyfini sürmeyi istediği kasabaymış. Yakın zamanda kendine bir motor almayı ve sık sık balığa çıkmayı istiyormuş.

“Demek balık çok burada. Günde kaç saat çalışıyorsun? ”

“Sabah çıkıyorum, öğlene kadar çalışıyorum”

“Öğlene kadar mı?”

“Evet” demiş balıkçı.

“Peki öğleden sonra ne yapıyorsun?” demiş ihtiyar adam.

“Öğleden sonra da, dinleniorum, ailem ve arkadşlarımla zaman geçiriyorum.”

“Tembelik ediyorsun yani” demiş bıyık altından gülerek yaşlı adam.

“Tembellik mi? Yoo..

O sırada, iş adamın evine ulaşmışlar. Bahçeyi geçip evin kapısına gelmişler. Balıkları derin dondurucuya koyup tekrar bahçeye çıkmışlar. Yaşlı adam parayı balıkçıya vermiş. Sonra yaşlı iş adamı bu iyi kalpli balıkçıya bir iyilik yapmaya hatta belki de balıkçıyı zengin bir adam yapmaya karar vermiş.

Eh ne de olsa bu güne kadar yüzlerce adama yüzlerce kere tavsiyelerde bulunmuş, yüzlerce konferansta gözlerinin içine bakan genç öğrencilere ve genç girişimcilere fikirlerini anlatmıştı. Bu balıkçı da artık bunu hak etmiş olmalıydı. Belki de bir gün zengin bir balıkçı olarak karşısına gelecekti ve siz bayım, hayatımı değiştirdiniz diyecekti. Yaşlı iş adamı ise, mağrur bakışlarla, kaderini değiştirdiği yüzlerce zengin kişiye baktığı gibi bakacak, “Ben bir şey yapmadım, sadece kendi potansiyelinin farkına varmanı sağladım diyecekti.

Oysa, yaşam ironik süprizlerle doludur ve hayata kendi penceresinden bakan kişilere bu süprizleri sunmaktan pek ustadır. Yani öykünün sonunda kimin zengin, kimin ise fakir olacağına hayatın kendisi karar verir.

Yaşlı adam, balıkçının parasını verdikten sonra, “Hele şurada bir soluklanalım” demiş bahçedeki kamelyayı göstererek. “Sana anlatmak istediğim bazı şeyler var. Daha çok gençsin ve önünde uzun bir ömür var”

Balıkçı, ihtiyar adamın teklifine şaşırsa da, adamın ses tonundaki yardımseverlikten ve meraktan kamelyaya oturup adamı dinlemeye başlamış.

“Günde kaç kilo balık tutuyorsun” demiş yaşlı adam.

“On veya onbeş kilo” demiş adam.

“Demek tam gün çalışsan otuz kırk kilo balık tutacaksın. Vay canına, burada balık gerçekten çok. Bu ciddi bir rakam.”

“Nasıl yani! Anlamadım” demiş balıkçı.

“Ayda yirmibeş gün balığa çıksan. Yirmibeş çarpı onbeş o da eşittir üçyüz yetmiş beş kilo eder. Bir ayda teknene bir motor alırsın ve tutacağın balık miktarı da iki katına çıkar.”

“İyi de bu ne işime yarayacak ki” demiş balıkçı.

“Sen beni anlamadın galiba. Sonra bir kaç ayda ikinci bir tekne ve motor alırsın. Hatta büyük bir motor alırsın.”

“Peki o kadar motoru kim kullabacak. Bir balıkçıyım ben!” demiş balıkçı şaşkın.

“Demek yavaş yavaş anlamaya başladın. İşte burası çok önemli. Artık patronluğa adım atıyorsun. Bir kaç adamı yayına alacak ve onları çalıştırmaya, diğer tekneleri onlara kullandırmaya ve daha çok balık tutmaya başlayacaksın.”

“İyi de bu kadar balığı ne yapacapım. Onu anlamadım! Burada kimse o kadar çok balığı yemez ki!”

“Üstüne iyilik sağlık. Hiç güleceğim yoktu. Geniş düşüneceksin, ileriye doğru geniş bakacaksın. Şimdi, o balık satışından ayırdığın parayla bir soğuk hava deposu kuracaksın. Belki biraz kredi de alman gerekebilir. Neyse, balıkları orada depolayacak ve anlaştığın bir lojistik firmasıyla balıkları istanbula göndereceksin.”

Balıkçı, yaşlı adamı hayretle dinliyormuş. Ona “Peki sonra ne olacak?” demiş.

“Sonra mı? Gördün mü, her şey kendi kendine oluşuyor. Eğer ipin ucunu yakalarsan ve doğru zamanda doğru hamleyi yaparsan turnayı gözünden vurursun. Deken işleri iyice büyütecek ve daha büyük motorlar alacak ve filonu genişleteceksin. Sadece bu kasabada değil, bu kente iş yapmaya başlayacaksın.

“O zaman o soğuk hava depoları da yetmeyecek. Sonra ne olacak o kadar balık. Helak mı olacak?” demiş balıkçı.

“Bak, her sorun bir fırsat aslında. Sorular, fırsatların kapılarıdır. Yeter ki doğru soruyu sormasını bil. Balık çoğalınca, bir balık işleme fabrikası kuracaksın. Konservesini yapacak, yağını çıkaracak, tüm ülkenin en iyi balık firmasının sahibi bile olabilirsin.”

Balıkçı, kendini koca fabrikanın patronu olarak düşlemiş. Yüzlerce işçi, yüzlerce balık. Yavaş yavaş üzerine bir ağırlık gelmeye başlamış. “İyi de bu benim ne işime yarayacak.

“Çok zengin olacaksın. İşi iyice genişletip tüm ege ve akdenizde bu tesislerden kuracak hatta karedenizde bile bu tesislerden açacaksın. Çok zengin olacaksın, çok ” demiş yaşlı adam. Anlatırken balıkçıyı da hayal ediyor ve onun o halinden keyif alıyormuş. Sanki kendi yükselişi ve şirketinin yükselişi gibiymiş balıkçının durumu.

“Çok zengin olmak ne işime yarayacak? Para her şey demek değil ki!” demiş balıkçı.

“Bak burada haklısın. Para bir süreliğine nefsini idare ediyor ama sonra paraya karşı köreliyorsun. Bu sefer, ün, başarı ve güç giriyor hayatına. Her yerde insanlar önünde iki büklüm oluyor. Bir sürü insan ağzından çıkacak tek kelimeye bakıyor. Her yere davet ediliyorsun. Yüzlerce binlerce iş adamı konferanslarda ağzından çıkcak o sihirli başarı kelimesine odaklanıyor. Gençler üniversitelerde ağzı açık seni dinliyor. Alında bunu sana anlatamam, yaşamak lazım.”

“Peki, tüm bunlardan sonra neler olacak?” demiş balıkçı.

Yaşlı adam, balıkçının meraklandığını ve hecesleniğini düşünmüş.

“Sonra şirketlerin büyüdükçe sen yaşlanacaksın ve dişinle tırnağınla kazandığın bu başarı imparatorluğunu emanet edecek birilerini arayacaksın. Bu aşamada iyi eğitimli çocukların devreye gircek ve şirketi onlara, başarıan başarı katsınlar diye devredecek onları uzaktan kontrol edeceksin. Onlardan emin olduğunda ise kenara çekilecek ve başarının tadını çıkarmaya başlayacaksın.” Burada biraz urmuş ve geniş bir soluk almış yaşlı adam.

“En tatlı kısım burası. Artık yaşlandın ve yoruldun. Belki de benim gibi yetmiş yaşına geldin. Artık şirketleri bırakıp güzel bir sahil kasabasında güzel bir ev, güzel bir motor alacak ve hayatının sonlarını bu muhteşem sahil kasabasında geçirecek ve hayatının son yıllarını mutluluk içinde geçireceksin.”

Balıkçı ihtiyar adama bakmış, bahçeden görünen denize bakmış.

İyi de ben zaten “Şu anda senin dediğini yapıyorum” demiş.

“Nasıl yani?” Demiş ihtiyar adam.

“Ben küçük bir balıkçıyım. Mutluyum. Bu kadar kazanmak bana yetiyor. Anlattığın şeyi zaten şu anda yapıyorum, o zaman dediğin şeyleri yapmama ne gerek var. Tüm bunları zaten şimdi yapıyorum. Mutluluğumu çalışma ve para karşılığı verip, en sonunda yıllar sonra o mutluluğa kavuşmaktansa, şimdi yaptığım gibi daha mutlu olabilirim değil mi? Bunun için çok paraya ihtiyacım varmı?”

İhtiyar iş adamı bir anda, yıllarının nasıl gittiğini, nasıl kendisini yıprattığını, daha da önemlisi amaç ve aracı birbirine nasıl karıştırdığını fark etmiş.

“Sen benden daha zenginsin balıkçı. Böyle devam et.” demiş iş adamı.

Balıkçı ihtiyar adama veda edip, sahile doğru yürürken, ihtiyar iş adamı, gelecek haftaki konferansında söyleceği ve herkesi etkiyecek o sözleri aklından geçiriyormuş.

“İş amaç değildir. İş daha mutlu yaşamak için bir araçtır. İşinizi severseniz, bu araç daha iyi çalışır. Amaç, mutlu bir yaşam sürmektir. Amaç gideceğiniz yerdir. İş sizi gideceğiniz yere götüren ve yolda sizi taşıyan araçtır. Asıl önemli olan sizi taşıyan araba değildir. Önemli olan varacağınız yer yani mutluluktur. Bazı insanlar araca o kadar çok odaklanırlar ki nereye gideceklerini unutup kaybolup giderler”

Öykü böyle sona eriyor. Ne zaman işi(aracı) amaç yapmış ve hırsa boğulup başarısızlığa doğru giden kişiler görsem bu öyküyü anlatasım gelir. Başarının anahtarı araç ve amacın karışmamasıdır. Yoksa iş hayatında başarı kısa süreli olacak, hırs inanılmaz bir boyuta gelecek ve ardından yıkım gelecektir. Başarıya bazen balkçının gözünden bakmamız gerekiyor. Son derece basit değil mi! “İyi de bu ne işime yarayacak?” diyen balıkçı olmak gerekiyor galiba.

Ve araca(işe) de iyi bakmayı öğrenmeliyiz. Onu sevmeden mutluluğa ulaşmak da imkansız olacaktır çünkü. Sadece arabanın etrafında çok oyalanıp varacağı yeri unutmamalı insan. (R)

Yorumlar : 2 yorum var
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, Kişisel Gelişim, Başarı

Y kuşağı ve İnsan Kaynakları

12 04 2008

Sanayi devrimi, sert ve tepeden yönetim gerektiriyordu. Baskıcı bir çalışma düzeni ve makineleşmiş insanlar vardı. (Makineler, insanların yerini alıyordu, insanlar bu açığı kapatmak için makinelerle uyumlu ve makinelere benzer şekilde çalışmaya başladılar. Derken sanayi devrimi Tofler‘in Zenginlik devrimine bıraktı yerini. Ve inanılmaz bir bilgi devrimi yaşamaya başladık.İnsan Kaynakları, tıpkı pazarlamacılar gibi, Z ve Y kuşağı ile yakından ilgilenmeli. 3. Dalga olarak bilinen Bilgi Toplumu yavaş yavaş oluşmaya başladı bile. Bununla birlikte müşteri istekleri daha da artı. Bu da donanımlı personel demek. Donanımlı personel ise genellikle şu anda Y kuşağından(1977-1994 doğumlular) oluşuyor.Gelelim Y kuşağının bazı bilinen özelliklerine.

  • Çok kanallı TV ile büyümüşler, internet’i tanıyıp hemen adapte olmuşlar.
  • Uzun süreli sadakat göstermeyen ve kolay kolay tatmin olmayan bir yapıya sahipler.
  • Kendilerinde ve işvereninden beklentileri oldukça yüksek
  • Eğitimin ve öğrenmenin sürekli olmasına inanıyorlar, şirket içi eğitimleri önemsiyorlar
  • Sorumluluk almaya çok hevesliler ve hemen kendilerini ispat etmek istiyorlar
  • Kendini ve tercihlerini rahatlıkla ortaya koyabiliyorlar, daha girişimciler.
  • Rahatlarına düşkünler, çalışmayı ve sosyalleşmeyi pek sevmiyorlar.
  • Direkt emir almaktan ve ast olmaktan hoşlanmıyorlar.
  • Yüksek otorite karşısında çok rahatsız oluyorlar, daha esnek ve anlayışlı patronlar/yöneticiler istiyorlar
  • Kendi fikirlerine çok önem veriyorlar ve fikirlerinin mutlaka sorulmasını istiyorlar.
  • İleriye dönük olarak eski kuşaklara göre daha hırslılar, çok çabuk yükselmek istiyorlar.

Şu anda özellikle hizmet sektöründe büyük bir Y kuşağı gurubu çalışıyor. Yöneticileri ise X kuşağı. O yüzden çoğu şirkette personel devir hızı giderek yükseliyor. Daha otoriter olan X kuşağı yönetici Y kuşağı çalışanını çabuk küstürüyor ve devir hızı yükseliyor.

Y kuşağının sabretmeyi ve beklemeyi bilmemesi de bu devir hızını yükseltiyor. Varlıkla büyüyen Y kuşağı fazla sabırlı olamıyor çünkü yokluğu neredeyse hiç yaşamıyor. Bu da Y kuşağının en büyük dez avantajı.

Devir hızını düşürmenin tek yolu ise Y kuşağını anlamaktan geçiyor. “Otorite” kelimesini çöpe atmak gerekiyor. Daha arkadaş gibi ve daha “Kazanan takım” odaklı olmak gerekiyor. Onların isteklerini anlamak, istedikleri başarıyı almalarına destek olmak ve bu desteği verirken onun işe katkısını sağlamak gerekiyor. Aşağıda, iki örnek yönetici diyaloğu var. Sizce hangisi Y kuşağı çalışanı daha başarılı bir çalışan haline getirebilir?

A: “Görevini başarı ile yerine getirmek istediğini biliyorum. Kariyerinde yükselmek istiyorsun ve şirkete yaptığın katkılar neticesinde, kariyerin için elimden geleni yapacağım. Bunun için senin bölümümüzün başarısına katkı yaparak kendini göstermeni sağlayacağım. En başarılı bölüm biz olacağız ve bu senin de önününü açacak”

B: “Emirlerimi yerine getirirken çok isteksizsin. Burada patron benim, sana çalışmayı ve emirlere uymayı öğreteceğim. Bu bölümde daha sözümün dışına çıkan biri olmamıştır. Kendi başına hareket etme, bi şey yapmadan mutlaka bana sor!”

Tabi ki A kişisi daha başarılı bir yönetici olacaktır ve Y kuşağı ile iletişimi daha iyi olacaktır.

İnsan kaynakları, Y kuşağı çalışanlarının başarılı olmasını istiyorsa, öncelikle X kuşağı veya daha önceki kuşaklardan olan yöneticilerine, Y kuşağı personelini iyice anlatmalı ve onları Y kuşağını yönetecek biçimde geliştirmeli. Yoksa ne yaparsanız yapın, Y kuşağını mutlu edemezsiniz. Belki de önce İnsan Kaynakları “Y kuşağı çalışanlar”ı gündemine almalı. Tıpkı pazarlamacılar gibi, Y kuşağını kazanmanın yollarını aramaya başlamalı.

Y kuşağı çalışanları kazanma konusunda çalışma yapan/yapacak İnsan Kaynakları departmanları, şüphesiz şirketlerine çok şey katacaklardır.

Yorumlar : 1 yorum var
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, Başarı

İş hayatında başarılı olmanın yolları

29 03 2008

İş hayatında ne yaparsak yapalım, ya da daha geniş bakacak olursak, hayatımızda ne yapacaksak yapalım, hep başarılı olmaya çalışırız. Başarı çoğu kişinin hayatında, para ya da verilecek ödüllerden daha değerlidir. Peki başarılı olmanın yolları var mıdır? Hatta bunu beş maddeye indirip, bunları uygularsanız başarılı olabilirsiniz, diyebilir miyiz? Cevap kesinlikle “hayır”dır.Eğer, böyle basit yollar olsaydı herkes başarılı olurdu. Ama herkes başarılı olamıyor. Emin olun, bunu sağlayacak bir kitap da henüz yazılmadı. Yazıldığı iddia ediliyorsa da doğruluğundan şüphe etmek gerekiyor. Yani insanı 5 dakida başarılı yapacak bir formül yok.

Bunun en büyük nedeni, insanların kişilik olarak farklı olması ve kendilerine ait bir karakter yapılarının olması. Doğal olarak bu da farklılığı getiriyor. Hepsine bir başarılı kuralı verip, hepsinin başarılı olmasını sağlamak imkansız.

Başarı kişinin yapısına göre değişecektir. Şu soruyu sormak gerekiyor. Ben nasıl başarılı olurum? Bu sorunun cevabı ise soruyu soranda yatıyor. Nasıl başarılı olacağını sadece kişinin kendisi bilebelir. Resim yapmaktan çok hoşlanan ve çok güzel çizimleri olan bir ilk okul öğrencisi düşünün. Bu çocuk liseye geçtiğinde matematiği ve fiziği hiç sevmeyebilir ve okulda başarısız bir öğrenci olabilir. Bu durumda, bu çocuğu tembel ve zeki değil diye suçlamak mı lazım?

Seçenek 1: Evet suçlayın, düz liseye gönderin ve başarısız olup üniversiteye bile gidemesin. Yaşamını da başarısız bir birey olarak geçirsin. Toplum onu hep başarısız olarak görsün ve silik bir birey olarak hayatını tüketsin.

Seçenek 2: Bir öğretmeni çocuğun mükemmel çizim yeteneğini fark etsin ve ailesini etkileyerek onu sanat lisesine göndersin. Çocuk oradan üniversiteye gitsin, güzel sanatlar okuyup, ülkenin en uçuk ve ünlü tasarımcısı olsun. Toplum onu bir idol olarak görsün. Tasarımlarıyla binlerce insanı etkilesin.

Demek ki başarılı olmak için doğru zamanda doğru hamleyi yapıp, doğru yerde olmak gerekiyor. Belki de şu anda kendini başarısız sanan bir sürü insan aslında çok çok başarılı olabilirler. Başarı yolunu kaybeden insanlar, onu nasıl yeniden bulabilir?

Eğitimlerde hep söylerim. “Çok çabuk pes ediyoruz. Çok çabuk vaz geçiyoruz” Hiç mücadele etmiyoruz. Zekiyiz ama tembeliz. Savaşkan değil, edilgeniz. Mükemmel fikirlerimiz var ama bu fikirleri anlatacak kadar özgüvenimiz yok. Bu fikirleri gerçekleştirecek yüreğimiz yok. Birileri başarmaya çalıştığında da onu engellemeyi, olmaz demeyi seviyoruz. Oluru değil, olmazı önemsiyoruz.

Zaman öldürmekte ustayız. Zamanı kullanmakta ise çok acemiyiz. Bakıyorsunuz, zaman akıp gidiyor, istedikleriniz olmamış, hayat akıp gitmiş, başarısız olmuşsunuz. Hiç birşey yapmadan öylece suyun akışına kapılmış giden binlerce insan var etrafımızda. Başarmaktan vaz geçmiş, yapabileceği hiç bir şey olmadığını sanan insanlar. Gerçekten acı bir tablo!

Bir kural varsa, o da şudur. “Başarı için, denemekten asla vazgeçmeyin.” Gerçekten kendinize inanıyorsanız, başarabilirsiniz. Yaptığınız işe ve yeteneğinize inanıyorsanız, eninde sonunda başaracaksınız. 4. de değil, belki de 10. denemenizde gelecek bu başarı. Burada başarısız denemeleri göze almak gerekiyor, yılmamak, çökmemek, usanmamak gerekiyor. Beş yere iş başvurusu yaptıktan sonra tüm ümidini kaybetmektense, beş iş yerine daha başvurmayı göze alıp, başarıyı yakalamak daha kolay olabilir ve hayatınızın geri kalan kısmı bir anda değişebilir. Çevreniz, başarınızda/başarısızlığınızda yönlendirmeleriyle üzerinizde ciddi etkiler oluşturabiliyor. Ama asıl güç sizde yani içinizde.

Başarı dışımızdaki kafes tarafından sınırlandığı kadar, kafamızın içindeki kafes tarafından da sınırlanıyor.

“Bir kuşu kafesten çıkarmak, çoğu kez, kafesi kuşun kafasından çıkarmaktan daha kolaydır”

Kafadaki kafeslerden, kendi kendinize koyduğunuz “yapamazsın” sınırlarından kurtulmak, başarıya giden yolda ilk adım olabilir. Dıştaki engellerden önce, içinizdeki engelleri aşmalısınız. İçinizdeki kafesten kurtulursanız dışınızdaki engelleri aşmanız daha kolay olacaktır. Gerisi, hayatınıza yön verebilme gücünüze ve cesaretinize kalmış. (R)

Yorumlar : 3 yorum var
Kategori : Farkındalık, İnsan Kaynakları, Kişisel Gelişim, Başarı

1 2 3 ... 5 Sonraki »

Yeni Yazılar

  • Hayat size, sizin gözlerinizle bakıyor
  • Pazarlama odaklı İnsan Kaynakları
  • Aklımızda pazarlama, kalbimizde futbol
  • Umudunu yitirmeden kazanmayı bilmek
  • Kıssadan hisse vesaire..
  • Pazarlama, Pazarlama öğrencileri, Kotler v.s.
  • Ev konseptinin önlenemez yükselişi
  • Balıkçı ile yaşlı iş adamının öyküsü
  • Y kuşağı ve İnsan Kaynakları
  • İş hayatında başarılı olmanın yolları
  • Sıkılan erkekler satışları nasıl yükseltir?
  • Mutluluk ve sen
  • Yeni İnsan Kaynakları veya İ.K. 2.0.
  • Pazarlama ve Karnaval
  • Kariyer sitelerinden yapılan hatalı başvurular

Son Yorumlar

  • Ürün geliştirme ve hizmet geliştirme? yazısı için yusuf ziya tarafından yapılan yorum
  • Kotler ve bir pazarlama öğrencisi yazısı için Hakkı tüzün tarafından yapılan yorum
  • Pazarlamacı olmak ya da olmamak yazısı için H.LUTFİ TEZCAN tarafından yapılan yorum
  • Kotler ve bir pazarlama öğrencisi yazısı için betull tarafından yapılan yorum
  • Pazarlama nedir ? yazısı için EmrE tarafından yapılan yorum
  • Hayat size, sizin gözlerinizle bakıyor yazısı için Bahtiye tarafından yapılan yorum
  • Hayat size, sizin gözlerinizle bakıyor yazısı için Cengiz Ç tarafından yapılan yorum
  • Pazarlama odaklı İnsan Kaynakları yazısı için Cengiz Ç tarafından yapılan yorum
  • Hayat size, sizin gözlerinizle bakıyor yazısı için Çağrı tarafından yapılan yorum
  • Pazarlama odaklı İnsan Kaynakları yazısı için Erdoğan A. tarafından yapılan yorum

Kategoriler

  • Başarı
  • Blog
  • Eğitim
  • Farkındalık
  • Hayat
  • İnovasyon
  • İnsan Kaynakları
  • İnteraktif Pazarlama
  • internet
  • Kişisel Gelişim
  • Kitap
  • Marka
  • Mobil Pazarlama
  • Niş Pazarlama
  • Pazarlama
  • Pazarlama İletişimi
  • Sunum
  • Tasarım
  • Womm
  • Yeni İş Fikirleri
  • Yeni Trendler

Arşiv

  • Temmuz 2008
  • Haziran 2008
  • Mayıs 2008
  • Nisan 2008
  • Mart 2008
  • Şubat 2008
  • Ocak 2008
  • Aralık 2007
  • Kasım 2007
  • Eylül 2007
  • Temmuz 2007
  • Haziran 2007
  • Mayıs 2007
  • Nisan 2007
  • Mart 2007
  • Şubat 2007
  • Aralık 2006
  • Kasım 2006
  • Ekim 2006
  • Eylül 2006

Meta

  • Giriş
  • Yazılar RSS
  • Yorumlar RSS

Stat


| Kullanım Koşulları | Gizlilik Bildirimi | Design | Wordpress