“Yeniliğin keşfedilmemiş çok fazla alanı yoktur. Ancak keşfedilmemiş kombinasyonlar vardır.” Bu söz Seth Godin’e ait. Kombinasyon bildiğiniz gibi “Birleşim” anlamına geliyor.
Yeni keşfedilen hizmet ve ürünlere baktığınızda en çok dikkat çekenlerin kombinasyonlar olduğunu göreceksiniz. En son aklıma gelen iphone. İsmi bile kombinasyon. Bir mp3 player ve bir telefonun birleşimi yeni bir şey oluşturuyor ve hem mp3 player hem de telefondan öte bir şey ortaya çıkıyor.
Günümüz, pazarlamacıları ve trend belirleyicileri bu kombinasyon konusuna çok önem veriyorlar. Yoğurt zaten var olan bir şey. Yani bir daha yoğurt bulma şansınız yok. Bağırsak ilaçları da uzun zamandır var olan bir şey. Yani bu iki guruptan da size ekmek çıkmayacak demektir. O zaman hemen kombinasyon ortaya çıkıyor. Prebiyotik yoğurt. Hem ilacın, hem yoğurdun işlevini taşıyor ve ürün bir anda piyasada patlıyor. (Bknz.Activa) Artık pazarda keşfedilmemiş kombinasyon aramanız gerekiyor. Her şey muhtemelen keşfedildi ve geriye kombinasyonlar kaldı.
Sadece ürün için değil, hizmet için de kombinasyonlar bulabilirsiniz. Kombinasyonları yakalamak için, sezgilerinizin çok güçlü olması ve bakış açınızın çok geniş olması gerekiyor. Yakalayacağınız şey “Ahenk”. Trend izleyiciler bu ahengi çok iyi algılıyorlar. Yeni trendler hep kombinasyon üzerine. Zaman keşfedilmemiş kombinasyonlar zamanı. Yeni bir şey olmasa da mutlaka yeni bir kombinasyon vardır ve bu kombinasyonlar, sıradan bir şeyden çok daha fazla ilgi çekecektir. Ama unutmayın ki, sadece sezgileri güçlü ve geniş düşünebilen kişiler/şirketler bu kombinasyonları fark edip hayata/paraya çevirebilirler.
“O, İTÜ İşletme Mühendisliği okurken blog tutmaya başlayan ve bu (Türkçeİngilizce) blog sayesinde kendi vizyonunu bulan biri. Bir fikir avcısı. Springspotters‘da tüm dünyada en fazla gözlemi yayınlanan kişi. Ve birçok markaya danışmanlık veren, uluslararası yayınlarda yazıları yayınlanan bir trend gözlemcisi.
Örneğin trend avcılarının en önemli network’ü sayılan“Flickrpreneur” gibi pazarlama dünyasına hediye ettiği kavramlar var. Geçen sene yapılan Kariyer Net’in Fikir Yarışması birincisi, Lovemark Konferansı paralelinde yapılan “Türkiye Marka Aşklarını Arıyor” yarışma birincisi, Second Life Business Plan yarışması dünya ikincisi. Google Earth üzerinde yarattığı farklı CV çalışması ile binlerce kişinin dikkatini çeken, şimdi de bu binleri milyonlara çekecek “Google Bize Logo Yapsana!” projesi ile gündeme gelen bir genç. Marmara Üniversitesi İşletme’de yüksek lisans yaparken, aynı zamanda 41 29 isimli dijital pazarlama ajansında yarı zamanlı çalışıyor. Yaşı 24. Adı Özgür Alaz.”"
Özgür‘ü 2 seneye yakındır tanıyorum. Sıradışı fikirleri ve mütevazı kişiliğiyle, hayranlık duyduğum birisi. Genellikle yaşının başını almış Ceo ve gurularla yapılmış söyleşileri, röportajları okuruz. Ama bu sefer çok daha genç biri ile yapılmış (yukarıda giriş bölümünden bir kısmı alıntıladığım) bir söyleşiyi okuyacaksınız. Fikir Atölyesinden sevgili Tunç, Özgür Alaz ile güzel bir röportaj yapmış. Yaratıcı, yenilikçi, keyifli fikirler üreten bu kişiyi daha yakından tanımak istiyorsanız bu röportajı mutlaka okuyun.
İnovasyon son zamanlarda çok konuşuluyor. Dün inovasyon ile ilgili bir toplantıya katıldım. Dünyanın sayılı teknoloji şirketlerinden birinin yöneticisi inovasyonu anlattı. Dinleyiciler pek bir şey anlamadılar. Sanki dev şirketlerin haricinde kimse inovasyon yapamaz gibi bir hava oluştu salonda.
Konuşmacıya bir soru sordum. “Tamam güzel anlatıyorsunuz da küçük ve orta boy işletmeler bu işe nasıl başlayacaklar? Yani minimum mali kaynak ile inovasyon nasıl başlayacak?”
Cevap, ise beklediğimden daha iyiydi. “İşe kendiniz gibileri değil de farklı insanları alarak başlayacaksınız, yani size benzemeyen insanları şirketinize alacaksınız. Değişik insanlar, değişik fikirler getirecekler. Özellikle yöneticileriniz, yani işinizi geliştirecek kişiler, farklı, yaratıcı ve size benzemeyen, şirket kültürünüzü hemen kabul etmeyecek, kendi yöntemlerini ve yeniliklerini oluşturabilecek kişiler olacak”
Paranız yoksa, insan kaynağınız var. Değişik insanlardan korkmayın, çılgın fikirlerden korkmayın, hep sistemi eskisi gibi veya sizin gibi işletmeye çalışan insanlar size bir şey katamazlar ve inovasyon olmaz.
Şirketinizde son zamanlardaki en büyük fikirler kimlerden çıkıyor? Yeni elemanlarınızdan mı yoksa 10 yıllık personelinizden mi?
Ayrıca, her zaman inovasyon olması gerekiyor. Nefes alıp vermek gibi ama önce inovasyon yapacak farklı insanları işe alma cesaretini gösterebilmeniz gerekiyor. Sonra bu insanları geliştirmeli ve yenilik yapmaya teşvik etmelisiniz. Ve lütfen onları hemen kendinize benzetmeye çalışmayın. Bırakın, kendileri gibi kalsınlar.
Güncelleme (12.04.07) : İnovasyon hakkında daha çok bilgiye sahip olmak istiyorsanız, 17 Ekim 2006 tarihinde yapılan, 1. İnovasyon Konferansı sunumlarına buradan ulaşabilirsiniz.
Digg, kurulduğu günden beri, milyonlarca kişinin ziyaret ettiği bir siteydi.. Yapılan yazı girişi, eğer beğenilirse digg’de en üst sıralara çıkıp daha çok kişiye ulaşma imkanına kavuşur. Hele ana sayfaya girmişse yüz binlerce kişiye ulaşmış olur.
Neredeyse çoğu reklam yönteminden daha etkili bir yöntem. Bir şeyi yaymak için kullanılan bir yöntem. Peki bu yöntem nasıl pazarlama ile birleşir?
İnsanlar bir ürünü satın alırken, karasızdırlar. Karar vermelerini kolaylaştırmak için şirketler, reklam ve broşürlerle ürünü desteklerler. Ama günde binlerce reklam maruz kalan bir tüketicini reklamlara göre satın alma oranı, binde bir dir. Ama arkadaşından veya bir topluluktan tavsiye alınan üründe bu oran neredeyse beşte birdir. Neredeyse 200 kat daha etkili ve ücretsiz.
Bu toplulukların bana göre en etkilisi digg. Digg’i bir sistem olarak düşünürsek, bu sistemi başka nasıl kullanabiliriz diye kafa yormakta fayda var.
İşte Springwise’ın bu haftaki bülteninde, bununla ilgili güzel bir iş fikri yer alıyor. Fikir, digg sistemini ürünlere uyarlamış ve site adı, iliketotallyloveit.com. Siteye, digg’de olduğu gibi, kısa bir açıklama, ürünün resmi ve ürünün sitesini yerleştiriyorsunuz ve beğenildikçe digg’de olduğu gibi oylanıyor ve en üst sıraya çıkıyor. Sevdiğiniz her şeyi ekleyebiliyorsunuz. En çok oyu alan ürün aynı zamanda çok sevilenler bölümüne de ekleniyor. Burada ilk sırada Aspirin, ikinci sırada MacBook pro var. Liste uzayıp gidiyor. Digg’de olduğu gibi, günlük olarak ana sayfadaki ürünler değişiyor. Hatta kendi geliştirdiğiniz bir ürünü bile buraya ekleyebilir ve gerçekten ilginç bir şeyse, oylarla en üst sıraya çıkıp, anında binlerce kişiye ulaşabilir. Gerçekten site kurucularını tebrik etmek lazım. Güzel bir fikir bu ama daha da geliştirilebilecek bir iş fikri.
Geliştirilmiş hali nasıl olabilir? Online alışveriş sitelerini hepiniz biliyorsunuz. Bu sitelere basit bir digg sistemi eklenebilir. Ana sayfaları oylamaya dahil olabilir. Bir idefixe veya weblebi de bu sistem kullanılabilir. Tavsiyeler, bu sitelerde çok önemlidir ve satışları katlayabilir. Hatta hemalhemsat tarzı, gittigidiyor tarzı kullanıcı içerikli sitelerde bile uygulanabilir. Ama “Oyla” yerine “Sevdim” “Beğendim” “Hoşlandım”ifadeleriyle oylama sistemini kurmak gerekiyor.
Tavsiyelerin nasıl etkili olduğunu ve katlanma hızını görmek için pcdepo isimli sitedeki şu ürüne bir göz atmanızı isterim(Gerçi ürün özellikleri ve fiyat durumu çok uygun) ama tavsiyelerin uzaması satın almayı artırıyor bence. Ayrıca online olmayan ortamdan bu ürünü söylenti yoluyla duyduğumu da eklemeliyim.
Türkiye’de bir girişimci, iliketotallyloveit tarzında işleyen online bir alışveriş sitesi açsa satışları nasıl olurdu? Kısa sürede, katlanarak satış artıracağını düşünüyorum. Dünyada bu tarzda bir online alışveriş sitesi var mı bilmiyorum. Amazon.com da tavsiyeler çok önemli ama digg tarzı sistemle çalışan online bir alışveriş sitesi henüz yok. Hatta digg ve tavsiyeler birlikte kullanılabilir. Örnek olarak, Google artık karar verme sürecini kısaltamamaktadır ama Google’ın da ilerleyen yıllarda arama motoruna buna benzer bir tarzda bir sistem ekleyeceğini okudum bir yerden. Yine de Google’dan önce davranmakta fayda var
Tavsiyeler inandırıcıdır, ve müşterinin karar verme hızını inanılmaz derecede yükseltebilirler. Pazarlamacıların asıl amacı da karar verme sürecini kısaltmak ve karar hızlandırıcı sistemler kurmaktır. Bu sistemde ürün yayınlayan kullanıcılar, ürünün reklamına maruz kalmış, ürünü almış, denemişlerdir. Kısaca bu kullanıcılar, filtreleme yaparak, en son haliyle ürünü size sunmuşlardır. Bu filtreleme en iyi ürüne en uygun fiyata ve en hızlı şekilde ulaşmanıza yol açacaktır.
Olası müşteriler için,kararları kolaylaştırarak, karar sürecini kısaltmak, katlanan bir satış getirebilir. Özellikle online ortamda web 2.0’ın üreten tüketici’siyle bunu gerçekleştirmek daha kolay.
“Yeni” kavramını karşılayan bir şey ortaya çıkmadan, “eski” kavramı ortaya çıkamaz. “Yeni”nin ortaya çıkması aynı zamanda “eski” ismini alanın sonunun gelmesi de demektir.
“Yeni”nin ortaya çıkmasını sağlayan genellikle “eski”nin gücünü kaybetmesidir. “Eski” gücünü kaybettiği takdirde “yeni” hemen ortaya çıkar. Bazen “eski, yeniye hemen ortalığı bırakmaz, mücadele eder. Bu aynı zamanda yeninin kendini ispat etme anıdır da.
Tüm bilimlerde veya kuramlarda eski yeni çatışması süregelmektedir. Aynı şey pazarlama içinde geçerlidir. Pazarlamada da yeni fikirler/kavramlar/tanımlar/yöntemler ortaya çıktıkça eskiler daha az rağbet görmeye başlamaktadır.
Bu durum, eski kavramlar üzerine kurulmuş strateji, şirket ve kişileri de zorlamaktadır. Çünkü sistem değiştirmek, gerek maliyet, gerekse eldeki insan ve beyin gücü açısından oldukça pahalıya mal olmaktadır. Veya eski sistem üzerinden kazanmaya devam edenler, sistemi ellerinden kaçırmamak için yeniye çok şiddetli direnç göstermektedirler.
Bu durumda, yeniye karşı durmak en iyi yol gibi görünmektedir. Oysa 21. yüzyılda çok farklı bir durum söz konusu.
Bu bilginin hızı ve çokluğudur. 21. yüzyıl 10-20 yıllık planları ve sistemleri kaldıramamaktadır, çünkü değişimin hızı korkunçtur. Mesela şu anda bildiklerimiz 2050 yılında bildiklerimizin %1 i kadar olursa. Ya o zamana kadar öğrendiklerimiz % 99 olursa. % 99 değişim oranıdır aynı zamanda. Değişime endeksli bir sistemde değişemeyenler % 1 bilgiyle yetinmeye de mahkum olabilirler. Bu durumda da işlerini güçlerini kaybedebilirler.
Bilgi hızı sürekli değişimi gerekli kılmaktadır. Ama değişmeden önce gelişmeyi sağlamak, ardından gelişmeye başlamak gerekiyor.
Toffler bilgi çağında bazı toplumların klasik ekonomik döngüyü takip etmeden birkaç aşamayı atladığını söylemektedir. Mesela, Hindistan’da tarım toplumundan sanayi toplumuna geçmeden, direkt olarak bilgi toplumuna geçen bir köyden bahsetmektedir.
Aynı şey pazarlama için de geçerli olabilir. Son zamanlarda “yeni ve eski pazarlama yöntemleri/türleri” tartışmaları sıkça oluyor. Bir gün biri çıkıp bildiğiniz her şeyi unutun, çünkü zaman değişti diyebilir. Burada bildiğiniz yanlış değil, bildiğiniz artık kullanılmıyor demek isteyebilir. Ama bazen gözleriniz kendinizden başkasını göremeyecek derecede kör olur. Yeniliği kendinize yapılmış bir saldırı olarak kabul edersiniz. Ama siz ısrarla yeni olan tukaka derseniz, eninde sonunda kendiniz tukaka olursunuz.
Yeniye kör bir bakışla saplanın demiyorum. Tabi ki doğru olup olmadığını araştıracaksınız ama sırf bildiklerinizi değersiz kılıyor veya sizin yönteminizi sarsacak diye yeniye karşı çıkmak, yok oluşu ertelemek ve daha feci hale getirmekten başka bir şey değildir. Kodak bu konudaki en iyi örnektir. Film satma işi dijital makinelerle sona erince, o da yazıcı piyasasını derinden sarsacak bir buluşa odaklandı. Film işine ısrarla devam etseydi, şu anda batmıştı. Yeniyi alın inceleyin ve artık eskiye ihtiyacınız yoksa, eskiyi de elden çıkarın ve lütfen değişmekten, gelişmekten korkmayın!
Yöneticiler, liderler, patronlar, zamanlarının çok büyük bir kısmını verimsiz personelle, problemli personelle ve problemli yöneticilerle geçirme eğilimi taşırlar.
Problemli personeli iyi birer çalışan haline getirebilmek için uğaşır, onları teşvik edip dururlar.
Patronlar, yöneticiler, liderler zamanlarının büyük çoğunluğunu aslında şirketlerindeki yıldızlarla geçirmeliler. Yıldızlar derken kastettiğim en iyi , en başarılı çalışanlardır ve zaten başarılı oldukları için patronlar onları kendi haline bırakır.
Başarılı diye “onunla ilgilenmeye gerek yok, zaten başının çaresine bakar” dememeli, tam tersine bu başarılı insanlardan öğrenebileceklerinizi ve size katacaklarını düşünmelisiniz. Ayrıca unutmayın ki başarılarında sizin motivasyonunuza ihtiyacı vardır.
Yıldızlarla daha çok vakit geçirin, ışıklarının sizin ışığınızı da artıracağından emin olabilirsiniz.
Aylık değerlendirmenizde sadece başarısızlıkların nedenlerini masaya yatırmayın ve başarısızlara hesap sormayın, başarılı olanları da dinleyin ve başarılarının nedenlerini çözmeye ve öğrenmeye çalışın.
Bu durum, başarıyı sürekli hale getirecek, yıldızların, sizin ve şirketinizin daha çok başarılı olmasına yol açacaktır.
Pazarlama her zaman kendine yeni kanallar bulmaya devam ediyor. Reklamcılar ve pazarlamacılar mesajlarını insanlar iletebilmek için her yöntemi deniyorlar. Klasik yöntemlerden sıkılan yaratıcı pazarlamacılar oldukça orjinal fikirlerle karşımıza çıkıyorlar.
Bunlardan biri de HangerNetwork isimli şirket. EcoHanger adını verdikleri elbise askılıkları ile pazarlama dünyasına yeni bir pazarlama iletişimi aracı daha kazandırdılar. EcoHanger bildiğimiz elbise askılığı. % 100 geri dönüşümlü kağıttan yapılıyor ve dediklerine göre EcoHanger için hiç ağaç kesilmiyor. Bu elbise askılığını özelliği üzerine reklam verilebilmesi. Nasıl olacak bu diye düşünüyorsanız şu resme bakabilirsiniz. Gördüğünüz gibi bu askılığın neredeyse tamamı reklam alabiliyor. Reklam kağıt üzerine basıldığından uygulama da oldukça kolay yapılıyor ve dijital baskı sayesinde istedikleri her şeyi basabiliyorlar askılığın üzerine.
35000 kuru temizlemecide ücretsiz olarak dağıtılan bu askılıklar insanlar tarafından ilgiyle karşılanmış. Nedeni askılığın ücretsiz olması. Böylece herkes kazanıyor. Haftada 50 milyon askı dağıtma kapasitesine sahip olduğu belirtiliyor. Reklam için oldukça yüksek bir sayı. Askı üzerine yapılacak yaratıcı reklam uygulamaları da buna katıldığında bu askılıkların uzun süre HangerNetwork’e kazandıracağı ortada.
Yeni yöntemler bulmak ise tesadüf eseri değil. Sadece daha geniş bakmak ve farklı pencereleri kullanmak gerekiyor. Pazarlama tek pencereden ibaret değildir, sadece pazarlama veya reklamcılık okumakla da ilgili değildir. Son yıllarda dünya devi şirketlerin psikoloji, sosyoloji ve felsefe mezunlarını da işe almaya başladığı ve bunları pazarlama departmanlarında konuşlandırdığı bilinen bir gerçek. “IQ” yerine “EQ” , “satmak” yerine “deneyim yaşatmak” deniyor artık. Sahi, dünya üzerindeki bu değişimler sizi nasıl etkiliyor? Şirketiniz hala aynı şekilde, aynı araçla ve babadan kalma yöntemlerle daha ne kadar ilerleyecek? Ya siz? Kendinizi değiştirmeniz gerektiğini, artık değişim ve uyumun en önemli kurallar haline geldiğini biliyor musunuz? Ya yaratıcılık? Pazarlama bir bilimdir ama en büyük buluşları yapab bilim adamları bir şey yaratmıştır.
Uzman, profesyonel, üstad, müdür kelimeleri size yapışmaya mı başladı! O zaman bu kelimelerden hemen uzaklaşın. Çünkü bu kelimeler size yolun sonuna geldiğinizi de anlatıyor. Günümüz iş dünyası ise “öğren” diyor son nefesinde bile. Yeni yöntemler için, yeni pencerelerden, yeni disiplinlerden faydalanmanız gerekiyor. Takip etmeniz ve analiz etmeniz gerekiyor. Her gün yeni bir şey öğrenmeden, yeni bir şey öğretemiyorsunuz. Dünya inanılmaz bir hızla daha çok biliyor artık. Siz müşterilerinizin ardında kalmayın.
Dünyadaki yeni iş fikirlerini takip etmek ve yeni trendlerden haberdar olmak için Springwise okuyabilirsiniz. Ben EcoHanger’ı Springwise’dan okudum. Burada daha çok sayıda harika fikirlerle karşılacaksınız. Hatta üye olabilirsiniz ve yeni trendler/fikirler her hafta e-posta adresinizi de ulaşabilir. Takip edilebilecek diğer trend ve yeni iş fikri siteleri ise: Trendwatching , The Cool Hunter, PSFK ve Cool Huntig.
Pazarlama, bilgi çağında, internet sayesinde daha hızlı büyüyor, yeni fikir ve trandler daha hızlı yayılıyor. Bu yayılmanın arkasında kalmamak ve yeni fikirlerin bir kısmını da bizim üretebilmemiz için bakış açımızı genişletmemiz gerekiyor. Şirketlerimiz, bu şekilde ayakta kalabilirler, yoksa bir kaç sene içinde tüm dünyayı kaplayacak hızlı bilgi çağında, adımız bile kalmayabilir. Değişmeden önce gelişmeli, sonra değişmeli ve daha sonra da değiştirme/yenileştirme gücünü elimize almalıyız.
Eğer yaptığınız işte samimiyseniz ve bu samimiyetinizi gösterebiliyorsanız, herkes sizin arkanızdan gelir. Yok, yaptığınız işte samimi değilseniz, sadece bazı çıkarlar karşılığı veya sırf para ve unvan kazanmak için yapıyorsanız eninde sonunda kaybedecek ve arkanızda kimseyi bulamayacaksınız.
İş yaşamı savaş meydanı gibidir. Liderler komutanlardır, orduları güçlü yapan ordunun elindeki silah olmadığı gibi, şirketi güçlü yapan da sadece şirketin sermayesi ve akıllı çalışanları değildir. Şirketi güçlü yapan, orduları yürüten güçle aynı güçtür. Bu gücün adı cesaret sanılır. Hayır, bu gücün adı asla cesaret olmamıştır, bu gücün adı binlerce yıldır samimiyettir ve bu samimiyet sizin kalbinizden tüm çalışanlarınıza yansır.
İşinde (davasında/amacında) samimi olan kazanır. Samimi olmak yeterli değildir. Nice samimi komutan savaş meydanlarında kellesini bırakmıştır. Nice cesur komutanlar, düşman ordusunun ortasında yapayalnız kalmış ve yenilgiyi tatmıştır. Samimi olduğunuzu adamlarınıza veya çalıştığınız insanlara gösteremezseniz eninde sonunda kaybedersiniz. Samimi olduğunuzu gösterebilirseniz, tüm adamlarınız / çalışanlarınız, tüm samimiyetleriyle arkanıza takılırlar. Onlar samimiyetinize inanırlarsa siz de lider olur ve tüm şirketi arkanızdan sürüklersiniz. Bazen, bu samimiyet müşteriler tarafından da fark edilir ve bir anda şirket lideri, çok sevilen bir halk kahramanına döner.
Bazen, başarmayı çok istersiniz. Tüm yüreğinizle bunu duyar, cesaretlenir, büyük başarıya yaklaştığını sanırsınız. İş yaşamında samimi olmak bir sanattır. Ama bu sanatın en önemli özelliği, bu samimiyeti çevrenizdekilere gösterebilmektir. Eğer, çalışanlarınız sizin samimiyetinize inanıyorlarsa, her kararınızın arkasında olmaya can atacaklardır. Ama samimiyetinizi onlara gösteremiyorsanız, bu başarıyı tüm yüreğinizle istediğinizi onlara belli edemiyorsanız, başarıya doğru gidemez ve tek bir yürek olarak savaşmak zorunda kalırsınız.
Şirketinizde savaşı tek başına kazanamazsınız. Tüm çalışanlarınıza, tüm yüreğinizle kazanacağınızı göstermelisiniz. Bu kararınızda samimi olduğunuzu bilmeleri gerekiyor. Büyük İskender cesur değildi, samimiydi. Amacına samimiydi, karşısına çıkan ilk zorlukta hemen vazgeçmedi. Yoksa Makedonya’dan dışarı adım atamazdı. İleriye götüren samimiyettir, hırs eninde sonunda geriye getirir insanı.
Hırslı liderler vardır, çok başarılı olacaklarını sanırlar ama en beklemedikleri anda kaybederler. Hırsları onları yok eder. Samimi insanlar ise hırsın kurbanı olmazlar. Onlar lider olurlar. Hırs kurbanları ise en fazla yönetici olurlar. Hem de kötü birer yönetici.
Hırsınızı budayın, samimiyetinizi ve inancınızı ortaya koyun. Kazanacak, çalışanlarınızı, arkanızdan sürükleyecek ve çok şeyi değiştireceksiniz. Yeter ki inanın ve bu samimi başarma inancınızı gösterin onlara. Samimiyetiniz, büyük bir enerji parçacığı gibi, gözlerinizden yansıyacak ve kelimelerinizden onlara doğru akacaktır. Sizi geçtiğini sananlar, başarının sadece para ile sermaye ile olduğunu sananlar, yanıldıklarını pek sonra anlayacaklar, o sırada siz daha büyük zaferlere doğru giderken, onlar “Ama bu imkansız” diyecekler. Oysa her şey, samimice inanmak ve başarmaktan ibaret.
Bugün şirketinize bir kez daha bakın, hangi mevkide çalışıyor olursanız olun, eğer yaptığınız işi seviyor ve o işi yaparken tüm samimiyetinizi ortaya koyuyorsanız, emeğinizin karşılığını er ya da geç alacaksınız demektir. Yılmayın, savaşların zafere dönüşmesi kolay olmayacaktır ve liderler zoru tüm samimiyetiyle başaranlar arasından çıkacaktır. Bırakın başkaları “ama bu imkansız” desin. Siz başaracağım deyin, yeter ki tüm samimiyetinizle bunu söyleyin.
