Pazarlama kitapları : Pazarlama Kitaplığı Bölüm 1

27 Ekim 2009

marketingbOkuduğum veya okumak üzere kütüphaneme aldığım, pazarlama ve iş hayatıyla ilgili olanların mutlaka okuması gerektiğini düşündüğüm kitapların bir listesini çıkarmaya başladım. Ortalama 40-50 kitap çıktı. İşte bu kitapların 20 tanesini oluşturan, Pazarlama Kitaplığı Bölüm 1

yazının devamını oku…

Yeşil İşler ve Yeşil Yakalılar

13 Eylül 2009

gjm

Yaşanan çevre felaketleri ve  küresel ısınma, dünya için büyük sorun oluşturmaya ve ekonomik kayıplar yaratmaya devam ediyor. Bununla birlikte bu zararı azaltmak ve dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirmek için çalışmalar yapılıyor.

Kyoto Protokolü uygulamaları, yenilenebilir enerji kaynakları yatırımları, karbon vergisi, çevre bilinci oluşturma çabaları bunlardan bazıları. Bu çabalar ise yeni iş çeşitleri ve çok sayıda yeni meslek ortaya çıkarıyor.

Çevre ile ilgili bu işler kısaca Yeşil İşler olarak adlandırılıyor. Bu işlerde kalifiye yönetici ve teknik eleman bulmak zor olacağı için, bu mesleklerin ücretleri de yüksek olacak gibi görünüyor.  Bu işlerde çalışanlar “Yeşil Yaka” olarak sınıflandırılıyor.

Şimdilik karbon vergisi, İsveç, Norveç, Hollanda, Danimarka, Finlandiya ve birkaç ülke haricinde uygulamaya konulmamış bir vergi çeşidi olsa da Kyoto protokolünü imzalayan ülkeler, günün birinde karbon vergisini ve yeşil işlere yönelik teşviklerini uygulamaya başlayabilirler.

yazının devamını oku…

Başarıya ulaşmak ve tuğladan duvar yapma sanatı

1 Ağustos 2009

11t

Bazı başarı hikayeleri bizi çok etkiler. Birileri, bir ofisleri bile olmadan, evin garajında şirket kurmuş ve dolar milyoneri olmuş, şu anda arkalarına yaslanmış ve para üstüne para kazanıyorlardır. Bu hikayelerde dolar milyoneri girişimci, kolay yoldan, çalışmadan sadece parlak bir fikirle köşeyi dönmüş gibi düşünürüz.

Bize hemen para kazandıracak fikirler aklımıza gelmiyor diye hayıflanıp dururuz. Oysa başarı hiç de sanıldığı kadar kolay gelmez. Hele çalışmadan hiç gelmez. Başarı, çalışma hayatımızdaki tuğlalardan ve başarıyla örülmüş bir tuğlayı götüren o üç kırık tuğlanın toplamından oluşur.

Her tecrübe, her eğitim, her başarısızlık, duvarımıza bir tuğla veya kırık tuğla olarak katkıda bulunur.

Hiçkimse birdenbire duvar sahibi olamaz. Kimse al bu duvar sizin olsun demez. Garaj şirketlerini tuğlalar dizilirken hiç birimiz göremedik. Gördüğümüz, sıvanmış, sağlam, düzgün bir duvardı ve o duvarın ilk tuğlası garajda atıldı diye biz tüm duvar garajda yapıldı sandık. Oysa o insanlar çok çalışmışlardı ve ilk tuğla garajda atılmıştı. Duvar ise profesyonel, çalışkan, yaratıcı ve istekli ekiplerin bir şirket binasındaki çalışmalarından oluşmuştu.

yazının devamını oku…

Pazarlama ile ilgilenenlerin okuması gereken 5 kitap

26 Temmuz 2009

hbAslında liste uzatılabilir. Eminin işini iyi yapan pazarlama profesyonelleri bu kitaplardan en az ikisini okumuştur. Eğer öyleyse diğer üç kitabı da tamamlamanızı öneririm. Yok, daha azını okuduysanız çok şanslısınız ve önünüzde harika vakit geçirebileceğiniz bir liste var.

5. Jeffrey Gitomer – Satışın Küçük Kırmızı Kitabı: Adından da anlaşıldığı gibi bu bir pazarlama kitabından çok satış kitabı. Ama satış da pazarlamanın bir süreci olduğuna göre işe önce satışı anlamaktan başlayabiliriz. Bu kitap satışı ve satışın nasıl yapılması gerektiğini çok iyi anlatıyor ve kesinlikle kitaplıklardaki yerini almalı.

4.Richard Branson – Screw It, Let’s Do It: Bu kitabın Türkçesi sanırım yok. Ben “ Yapalım, Anasını Satayım” diye çeviriyorum. Bu çok kolay okunan kısa kitap Richard Branson’ un girişimci hikâyesini ve olaylara bakış açısını anlatıyor. Özellikle sadece düşünen ve harekete geçmeyen bir insansanız Richard’ in hareketlerinden çok şey öğrenebilirsiniz.

3. Seth Godin – Mor İnek: Bir pazarlama klasiği. Ana konusu ise farklılaşma ve değişik düşünme. Sıradanlıktan sıyrılmak için okunması gereken kitaplar arasında en önemlisi, en ilham vereni.

yazının devamını oku…

Televizyon programcılığında yeni dünya

24 Temmuz 2009

teYeni dünya reklamcıları için “Kral öldü, yaşasın yeni kral!” günün popüler mottosu gibi duruyor. Sunumlarda yeni mecraların heyecan verici gelişmelerini anlatmaya başlamadan önce mutlaka eskilere saldırmak ve dönemlerinin bittiğini vurgulamak şart oldu.

Yeni mecraların kullanım oranlarıyla ilgili birkaç da istatistik paylaşıldı mı, değmeyin keyfimize. Televizyon bu saldırılardan en ağır darbeyi alıyor. İşin enteresan tarafı 1959 yılında FCC’nin onayı ile ABD’de yayınlanan ilk televizyon reklam filminin ardından da aynı yaygara radyo için kopmuştu.1965 yılına gelindiğinde 60 saniyelik bir reklam filmiyle ABD’de 18 – 49 yaş aralığında izleyicilerin %80′ine ulaşılabiliyordu.Reklamcılığın altın yıllarıydı, o zamanlar.

Sonra birşeyler ters gitmeye başladı; 2002 yılına gelindiğinde Prime Time’da 117 reklam yayınlamak gerekti aynı etkiyi alabilmek için. 2007 yılında marka yöneticileri isyan etmeye ve alternatif yöntemler aramaya başladı. “İşimiz medya şirketlerini ayakta tutmak değil. Tüketicilerimizle ilişki kurmak olmalı” diyordu, Nike’ın Global Marka Yöneticisi Trevor Edwards.

yazının devamını oku…

Krizde reklama yatırım

22 Temmuz 2009

uoBana sordular: “Krizde reklama yatırım yapın, pazarlamaya önem verin, şunu yapın bunu yapın…” diye uzun süredir nutuklar atılıyor. Peki markalar için interaktif alanın önemi bu dönemde nasıl kendini gösteriyor?

Yanıtım biraz değişik geldi onlara… Dedim ki…

“Krizde reklama yatırım yapın” diyenleri pek anlamıyorum. Bence doğrusu “reklam” değil, “Krizde pazarlamaya yatırım yapın” şeklinde olmalı. Krizde herkes sesini kesmişken sizin sesinizi daha ucuza duyurma şansınız var. Reklam pazarlama unsurlarından biri. Diğerlerini de hiç ihmal etmemelisiniz.

Diğer yandan, interaktiviteyi de sadece internet olarak düşünürseniz, krizdeki en büyük yanlışı yaparsınız.

Krizde müşterilerinize daha yakın durmalısınız. Onlara yakın olduğunuzda, ne olup bittiğini daha rahat öğrenirsiniz. Onlarla sürekli temas ederek, karşılıklı görüşerek, ihtiyaçlarını anlayarak kimlerin riskli olduğunu, kimlerin sağlamcı gittiğini bilirsiniz. Özellikle KOBİ’ler için, B2B için… Dolayısıyla kime yakın durursanız, kriz geçtiğinde birlikte uzun yıllar iş yapacağınızı da öğrenmiş olursunuz.

yazının devamını oku…

İletişimde koordinasyonsuzluk

20 Temmuz 2009

btEntegre iletişime kafayı fena halde takmış obsesif pazarlama triplerindeyim. En çok da iletişimde koordinasyonsuzluk beni 2 kg çilekle 1 koca karpuzu yemiş ve şişmiş gibi hissettiriyor. İlginç duygu! Denemeyin!

Bu korkunç koordinasyon özrünün özü farklı 3. partilerle çalışmak ve bu 3. partilerin genelde kendi aralarındaki anlaşmazlığın birbirinin çukurunu kazma boyutuna ulaşması…

Markaların da çok eksiği var, 3. Partilerin de… Markalar koordinasyonunu sağlayamayacağı sayıda parti ile çalışma yükünün altında ezilip giderken, çok sayıdaki 3. parti kendi asıl işlerini düzgünce yapmak yerine, diğer 3. Partinin kıta sahanlığına nasıl giriş yapacağını düşünmekle meşgul oluyor.

‘İsmini vermeyeceğim ama yurtdışında iyi işler yapan büyük bir reklam ajansının Türkiye ayağı bundan 2 yıl önce beni dijital tarafta yakamı bırakmayan bir marka  için çağırmıştı. Gittim. İK ile tanışma konuşma faslından sonra, dijitalin başındaki … Bey ile görüşmemi istediler. Kendisi içeri girdiğinde dünyam yıkıldı. Bu kişiyle aylarca başka bir ajanstayken 3. partiler olarak çalışma şans(sızlığ)ım olmuştu. Kendisi dijitalin d’sinden anlamadığı gibi mobilin m’sinden, pr’ın p’sinden ve reklamın r’sinden de anlamaz. Oradan ben kusura bakmayın, uygun değil diyerek ayrıldım. Zaten beni potansiyel tehlike olarak adlandıracağından işimiz vardı.’

yazının devamını oku…

İnsan Kaynakları mesleğim olmalı mı, olmamalı mı?

18 Temmuz 2009

iakSon yıllarda özellikle genç kızlar arasındaki en popüler mesleklerden birisi insan kaynakları. Sık sık düşünürüm; niye ? Belki de ben hiç de idealimde olmadan bu mesleğe girdiğim için anlamlandıramam bu arzuyu.

Beni görüşmeye gittiğim bir yönetim danışmanı bu konuda yetenekli olduğumu söyleyerek ikna etmiş, mesleğe sokmuştu. Onun “yetenek” dediği şeyin ne olduğunu keşfetmem, anlamam, şekillendirmem ise benim yıllarımı aldı.

Bu yazıyı ileride insan kaynaklarını kendisine meslek olarak seçmek ve işletmesinde bir insan kaynakları profesyoneli bulundurmak isteyenlere yönelik sadece biraz düşündürmek amaçlı yazıyorum. İnsan kaynakları mesleği hakkındaki doğru ve yanlış algılamaları madde madde sıralayarak mesleğim hakkında bir manzara oluşturmak  istiyorum zihinlerde;

1. İnsan kaynakları uzmanı komplekslerinden arınmış, empati yeteneği kuvvetli olan kişidir…doğru. İnsan kaynaları mesleği kişiyi kendisinden çok farklı, kimi zaman kendisinden çok daha eğitimli, çok daha akıllı, çok daha yetenekli, kimi zaman da tam tersi insanlarla karşılaştırır. Örneğin bir mülakat karşınıza özgeçmişi veya tecrübeleri sizinkinden kat kat iyi bir adayı çıkartabilir. İşte böyle durumlarda insan kaynakları profesyonelinin mesleğe olan yeteneği ortaya çıkar. Karşılaştığınız niteliksel üstünlük karşısında objektivitenizi ve kendinize güveninizi koruyarak adayınızın zihinsel ve duygusal devinimine ayak uydurmak ve bu sayede mülakatınızı verimli kılmak insan kaynakları yeteneği olarak özetlenebilir. Mülakatlar esnasında adaylarına kaba, saygısızca davranan, adaylarını hırpalayan insan kaynakları profesyonellerinin bu yetenekten nasiplerini almadıklarını ve mesleğin kötü birer icracısı olduklarını düşünmek yanlış olmaz. İnsan kendisine yapılmasını istemeği hiçbir şeyi karşı tarafa da yapmamalıdır. İlişkilerin temelindeki bu yaklaşımı bozan her türlü tutum, söylem ve davranış nitelik düşüklüğü, hatta bozukluğudur.

yazının devamını oku…