Post Tagged with: "iş hayatı"

Oryantasyon ve işe alıştırmada üç etkin yol

Oryantasyon ve işe alıştırmada üç etkin yol

Bazı kurumlar çalışanlarını yeni bir role alıştırmada başarılılar. Diğerlerinde ise çalışanların net birer iş tanımları bile olmadığından, işe alıştırma süreci, yüzmeyi öğrenmesi için çocuğu suya atmaya benziyor.Bu tür kurumlarda işi alıştırma sürecine yeterli dikkat gösterilmemekte.  Hatta yöneticiler için, çalışanlarını yeni görevlerine nasıl alıştıracaklarına ilişkin bir el kitabı bile çoğu şirkette mevcut değil.

Bu durumdaki yöneticilere, kurumlarının düzgün bir profesyoneli işe aldığı ve bu kişinin de olağanüstü bir performans ile yeni rolüne çabucak uyum sağlayacağını umut etmek haricinde fazla bir alternatif kalmıyor. Tabii bu beklentinin gerçekleştiği nadir durumlarda işler gayet yolunda gitmiş oluyor, ancak yeni bir göreve başlayan profesyoneller, ilk zamanlarda oldukça yüksek düzeyde direktif ve desteğe ihtiyaç duyuyorlar.

Motivasyon, hedef ve harekete geçmek

Motivasyon, hedef ve harekete geçmek

Motivasyon, Latince’de hareket etme anlamına gelen mot kökünden türetilmiş bir kelimedir. Motivasyon, coşkuyla bir işi yapmaktır. Sabah işe başlarken heyecan duyuyorsanız, motivasyon var demektir. Heyecan yoksa bir işi yapmak için var olan enerjiniz solup gitmiştir.  Çoğunlukla iş yerinde problemli bir durum oluştuğunda çalışanın motivasyonu yerle bir olur. Oysa motivasyon insanın kendisiyle ilgilidir.

Motivasyonda en çok gözden kaçırılan kısım ise motivasyonun başlangıcıdır, yani ilk adımı atmaktır. İlk adımı atabilmek için ise nereye doğru gidildiğinin bilinmesi gerekmektedir. Yani HEDEF belli olmalıdır.

Yaptığım iki bin küsur mülakatta “İş hayatındaki hedefin, amacın nedir?” sorusunu duraksamadan cevaplayan çok az aday gördüm. Soruyu cevaplayan çoğu kişinin maalesef hedefi yok!  Akıntıya kendini kaptırmış giden, hedefi olmayan bir çalışanlar ordusu ve bunları sadece primlerle motive etmeye çalışan şirketler var. Motivasyon sadece para ile olmaz. Geçen gün Ekin Ulukök sayesinde haberdar olduğum Freakonomics ( Ekonomanyak) adlı belgeselde bunun güzel bir örneği vardı…

İş hayatının en önemli kuralı

İş hayatının en önemli kuralı

İş hayatı zorlu bir yoldur. Bu zorlu yolda, insan yönetmek, şirket yönetmek, müşteriyi yönetmek, şirketin mali yapısını yönetmek, tedarikçileri yönetmek gibi çokça şey yönetecek, çokça işle meşgul olacaksın. Sabah nasıl işe gittiğini ve akşam nasıl eve döndüğünü anlamayacaksın. İş hayatında herkesin hedefi başarılı olmaktır. Şimdi iş hayatında başarıyı yakalamanın en önemli kuralını seninle paylaşacağım.

Zaman senin ömrünün geri gelmeyen önemli bir unsurudur. Günde sekiz saat çalışıp sekiz saat uyuduğun düşünülürse yemek ve yol gibi zamanları da çıkarırsak sana sadece dört saat kalır. Bu da hayatının altıda biri anlamına gelir. Yani altmış yılda kendine on yıl ayırabilirsin. Her şey bu on yıl için. Ne kadar kısa bir süre değil mi! Peki bu süre nasıl çoğalır?

İş hayatında başarılı olmanın yolları

İş hayatında başarılı olmanın yolları

İş hayatında ne yaparsak yapalım, ya da daha geniş bakacak olursak, hayatımızda ne yapacaksak yapalım, hep başarılı olmaya çalışırız. Başarı çoğu kişinin hayatında, para ya da verilecek ödüllerden daha değerlidir. Peki başarılı olmanın yolları var mıdır? Hatta bunu beş maddeye indirip, bunları uygularsanız başarılı olabilirsiniz, diyebilir miyiz? Cevap kesinlikle “hayır”dır.

Eğer, böyle basit yollar olsaydı herkes başarılı olurdu. Ama herkes başarılı olamıyor. Emin olun, bunu sağlayacak bir kitap da henüz yazılmadı. Yazıldığı iddia ediliyorsa da doğruluğundan şüphe etmek gerekiyor. Yani insanı 5 dakida başarılı yapacak bir formül yok.

Bunun en büyük nedeni, insanların kişilik olarak farklı olması ve kendilerine ait bir karakter yapılarının olması. Doğal olarak bu da farklılığı getiriyor. Hepsine bir başarılı kuralı verip, hepsinin başarılı olmasını sağlamak imkansız.

Başarı kişinin yapısına göre değişecektir. Şu soruyu sormak gerekiyor. Ben nasıl başarılı olurum? Bu sorunun cevabı ise soruyu soranda yatıyor. Nasıl başarılı olacağını sadece kişinin kendisi bilebelir. Resim yapmaktan çok hoşlanan ve çok güzel çizimleri olan bir ilk okul öğrencisi düşünün. Bu çocuk liseye geçtiğinde matematiği ve fiziği hiç sevmeyebilir ve okulda başarısız bir öğrenci olabilir. Bu durumda, bu çocuğu tembel ve zeki değil diye suçlamak mı lazım?